Güncelleme…

GÜNCELLEME ve NOSTALJİK 2 MAKALEM…

Sevgili Harçlık Okurları,

1999 yılından beri yayınlamakta olduğum e-Derginiz “HARÇLIK”, sunucudan kaynaklanan teknik bir arıza nedeniyle bir aydır ulaşılamaz durumda idi.

Eski sayılardan ilk 90 “Haftalık” ve Harçlık” dergisi yeniden arşive yüklendi. 91. sayı ile Aralık 2011 tarihli 176. sayı arasındaki tüm HARÇLIK’lar ise hazır ancak ham halde beklemektedir. Yoğun çalışma tempomdan vakit bulup tashihlerini yapabilirsem, bu toplam 86 sayıyı da yükleyeceğim. Yukarıdaki “Harçlık”lar ve “Haftalık”lar butonlarını tıklayarak ilk 5 yılımızda nostaljik bir gezinti yapabilirsiniz,

Size biraz da Çin’deki ticari faaliyetlerimizle ilgili bilgi vermek istiyorum.

8 yıldır ailecek Şanghay’da yaşıyoruz ve %100 Türk sermayeli şirketimiz “Shanghai KARYA International Trading Co. Ltd.” aracılığıyla, bu devasa pazara yönelik ihracat ve ithalat çalışmaları yürüten firmalara destek veriyoruz.

Tüm ticari ve hukuksal konularda danışmanlık hizmetleri alabileceğiniz KARYA, ithalat yüklemeleriniz için de gözetim hizmeti sunmakta olup, sizin Çin’deki eliniz-ayağınız ve gözünüz-kulağınız olmaya hazırdır.

Ayrıca, Çin’e yapacağınız fuar amaçlı veya fabrika ziyaretleri ya da turistik gezileriniz için; Çin vizesi, uçak bileti, otel rezervasyonları, havaalanı karşılama ve transferler, Türkçe/Çince/İngilizce rehberlik desteği, uçak-tren-otobüs ya da araçla ülke içi seyahat organizasyonları, şoförlü-şoförsüz araç kiralama, restaurant seçimi, şehir-kültür-alışveriş turları, vs. dahil, tur paketleri sunuyoruz.

Sevgili Dostlarım, unutmayın ki Dünya hızla değişiyor, para kazanmak için bilinen ancak hızla kan kaybettiği de aşikar olan Batı pazarların yanı sıra, doğuya yani Asya-Pasifik bölgesine ve özellikle de Çin pazarına hakettikleri önemi ve özeni esirgememenizi, naçizane tavsiye ediyorum.

Lütfen unutmayın, “güneş yine doğudan doğuyor…”

Şanghay’dan selam ve sevgilerimle,

Zafer KARADAG
Chairman
Shanghai KARYA International Trading Co. Ltd.
Wanding Road, 100/1-903 Minhang – Shanghai 201100 CHINA
Tel : +86-21-5042 2420
Fax : +86-21-5437 9274
Gsm: +86-131-2753 7434 (China)
Gsm: +90-532-468 2727 (Turkiye)
www.karya.biz
www.harclik.net
zafer@karya.biz
zaferkaradag@gmail.com
Our homeland, Turkiye connects Asia to Europe.
* * *
Zafer KARADAG
Başkan Yardımcısı
Dünya Türk İş Konseyi Asya-Pasifik Bölge Komitesi
www.dtik.org.tr

* * * * * * * *

NOSTALJİK 2 MAKALE…

Size, 12 Temmuz 2004 tarihinde Çin’e gelip yerleşmeden önce, büyük bir özveri ile ihracat yapmaya çalıştığımız Yunanistan pazarı hakkında yazdığım son makalem ile Çin’de kaleme aldığım ilk makalemi peş peşe sunuyorum.

Aşırı Milliyetçi Yunanlıların yarattığı korku rüzgarı yüzünden, Türk ürünlerinin satılmasının adeta imkansız olduğu Yunanistan’a ihracatın önünü açan ilk ve örnek Türk şirketlerinden biri olmanın gururunu, Karadağ Ailesi olarak hayatımız boyunca taşıyacağız. 4 yıl boyunca akıttığımız ter, güzel Ülkemiz Türkiyemiz’e helal olsun.

Şimdi de, Türk ihracatçılar olarak Çin pazarında çok daha büyük bir başarı öyküsünü sahneye koymaya başladık ve biz, yani sayın Kürşad Tüzmen’in “Çin’deki Uç Beyimiz” dediği ben ve sevgili Ailem yani, eşim, iki oğlum, Çinli gelinim ve iki torunum, küçük birer rol ile de olsa, bu başarı öyküsünün kahramanları arasında olduğumuz için, onur duyuyoruz.

İnşallah, “Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. kuruluş yıl dönümü olan 2023 yılında 500 milyar USD ihracat Milli hedefi” gerçekleşecek ve Çin en büyük ihraç pazarlarımızdan biri olacak, buna yürekten inanıyorum.

Zafer KARADAĞ

* * *

21. YÜZYILDA DÜNYA EKONOMİSİNİN YENİ BAŞKENTİ; ÇİN

20.Ocak.2006 – Zafer KARADAĞ

Merhaba, uzun bir aradan sonra bu sütundaki ilk yazıma, sizi, yeni yaşam merkezim Çin’in Shanghai kentinden selamlayarak başlıyorum.

Acısı ve tatlısıyla, hüznü ve sevinciyle, kayıp ve kazançlarıyla, velhasılı, yaşamın tüm renkleriyle dolu bir yılı daha geride bıraktık ve tüm umutlarımızı tazeleyerek, 2006’ya hoşgeldin dedik.

Ülkemizin 2005 yılını 42 milyar Dolar’lık dış ticaret açığıyla kapatmasından doğan tedirginlik, maalesef, ihracatta elde ettiğimiz tarihi başarıyı gölgeleyecek boyutta bir yankıya neden olmuştur.

Oysa bu ciddi bir yanılgı ve haksızlıktır. Çünkü Türk ihracatçılarının içinde bulundukları tüm sıkıntılara rağmen, kar etmeyi adeta unutarak gerçekleştirdikleri 73,4 milyar Dolar’lık ihracat rekoru, önlerinin açılması durumunda neleri başarabileceklerinin de bariz bir göstergesidir.

Benim gözümde Türkiye, son üç yılda gerçekleştirdiği yüzde %100’ün üzerindeki ihracat artışı sayesinde, dış ticaret “açığı” ile değil “fazlası” ile anılmayı hak edecek seviyeye ulaşmış, örnek bir ihracatçı ülkedir.

Ne var ki, Türkiye sevdalısı bir ihracatçı olarak, gösterilen bu müthiş performanstan duyduğum mutluluğa sekte vuran bir başka gerçek var. O da, ithalattaki aşırı büyüme sonucu ortaya çıkan 41 milyar Dolar’lık bu açıktan ve daha da tehlikelisi bu talihsiz gidişatı önleyici tedbirlerin alınmamasından duyduğum tedirginlik…

İşte bu nedenle, bir yıl önce, hiç değilse Türkiye ile Çin arasındaki dış ticaret açığının azalması ve kapanması için kişisel çabalar sarfetmek amacıyla Çin’e yerleştim. Ticari faaliyetlerimin yanı sıra, konuşmacı olduğum panellerde, katıldığım sohbetlerde ve yazılarımda Türkiye’nin Çin Halk Cumhuriyeti’ne yapmakta olduğu ihracatı artırmaya yönelik naçizane katkılar üretmeye çabalıyorum.

Bir başka deyişle, Türkiye’nin ihracatını artırmak için, Sayın Bakanımız Kürşad Tüzmen’in geçtiğimiz Ağustos ayında şahsıma yakıştırdığı gibi, Ülkemin Çin’deki “UÇ BEYİ” olmaya devam ediyorum.

1999-2004 yılları arasındaki çabalarımla, Türkiye ile Yunanistan arasındaki iyi ilişkilerin gelişmesine ve ihracatımızın artmasına katkıda bulunduğuma dair duyduğum iltifatlar, beni çok onurlandırmıştı.

Bir Muğlalı olarak, burnumuzun dibindeki Yunan Adaları’nda yok denecek kadar az çeşit ve miktarda Türk malının satılıyor olmasından duyduğum rahatsızlık nedeniyle, daha çok ihracat yapmalarını teşvik için Türk ihracatçılarının dikkatini Yunanistan pazarına çekmeyi kendime vazife edinmiştim.

Baktım ki sadece konuşmak ve yazmak yetmiyor, ben de “taşın altına elimi sokmamın” daha etkili bir örnek olacağını düşünerek, doğrudan ihracata başlamıştım. O günlerde başlayan mutfak ve mobilya ihracatı, bugün hala devam etmektedir.

“Herkesin doğduğu topraklara olan borcunu ödemesi gerektiği” felsefesine inandığım için, hayatım boyunca, aşığı olduğum Muğlam’a ve Ülkeme faydalı olmaya çalıştım. İşte bu kafa yapımın yüklediği sorumluluk ve edindiğim Yunanistan tecrübelerimin ışığında bu kez rotamı Çin’e çevirdim.

Hem bu kez sadece elimi değil, kafamı da taşın altına sokmaya karar verdim ve Çin Pazarı’nın kalbi olarak nitelediğim Shanghai’da %100 Türk sermayeli kendi şirketimi kurdum ve ailemi de buraya getirdim. Küçük oğlum Fatih, bir Çin-Kanada Lisesi’nde okuyor, böylece hem Çin hem de Kanada diploması alacak. Onurlu askerlik görevini, Sayın Genelkurmay Başkanımız Hilmi Özkök Paşa’nın şoförü olarak ifa etmekte olan büyük oğlum Hakan da, tezkeresini alınca bize katılacak.

Maalesef, medyamızdaki Çin’le ilgili haberlerin çoğu “Çin tehditi” eksenli, yani bardağın BOŞ kısmını gösteren haberlerden oluşmaktadır. Oysa bardağın DOLU kısmını da görebilseler, Çin pazarının, geçen yıl gerçekleşen 600 milyar Dolarlık ithalat nedeniyle, tüm ülkelerin ve firmaların iştahını kabartmakta olduğunu da farkedeceklerdir.

İştah konusunda size küçük bir örnek vermek istiyorum. Ben şirketimi Shanghai’daki serbest bölgede kurdum, kısmet olursa iki hafta sonra da faaliyete geçeceğim. Neden bu bölgeyi seçtiğimi de söyleyeyim; çünkü FORBES’in “Dünyanın en büyük 500 şirketi” sıralamasına girenlerden 134’ü de burada şirket kurmuş. Çin’in tamamında kurulmuş Türk şirketlerin toplamı ise, iki elin parmaklarını (temsilcilik ofisleri hariç) bile geçmiyor.

Sadece Çin pazarı için değil, re-export yöntemiyle ulaşmayı planladığım Pasifik Ülkeleri için de tercih ettiğim bu serbest bölgede, faaliyet gösteren toplam şirket sayısı ise 8.000’den, çalışan sayısı ise 120.000’den fazla. Türkiye’de toplam 21 serbest bölgede, 40.000 çalışanın istihdam edildiğini düşünürseniz, mukayese etmeniz daha kolay olacaktır.

“Çin’in, herşeyin ucuza satıldığı, zor bir pazar olduğu” şeklinde son derece yanlış bir kanıya sahip olan Türk ihracatçılarının, Çin pazarına ilgisizliğini Ülkem adına büyük bir talihsizlik olarak nitelendiriyorum. Bu nedenle dikkatleri bu devasa pazara çekmek için naçizane çabalar içindeyim ancak kişisel çabanın yeterli olamayacağının da bilincindeyim.

Türkiye’nin Çin’e yapmakta olduğu ihracatın artırılması adına, sadece büyük şirketlerin değil, özellikle KOBİ’lerimizin de dikkatlerini, hızla büyümekte olan bu devasa pazara çekmek için medyamıza da görev düşmektedir, hem böylece yukarıda değindiğim hatayı da telafi edebilirler.

Türkiye ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki ticari, sosyal ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla faaliyet gösteren TÜRK-ÇİN TİCARET ODASI’nın, Çin’deki “EŞ BAŞKANI” olarak inancım odur ki, daha şimdiden dünyanın 6. büyük ekonomisi olmayı başaran 1,3 milyar Çinli dostumuzun, bize gösterdiği güleryüzlü ev sahipliği ve sundukları işbirlikleri sayesinde, bizler de, hem Türkiye hem de Çin için geçerli olacak olan WIN&WIN, KAZAN&KAZAN formülünü başarıyla uygulamaya devam edeceğiz.

Akılcı bir ihracat politikasıyla, Türkiye’nin “Fırsatlar Ülkesi Çin”e ve Pasifik Ülkeleri’ne yaptığı ihracatın kısa vadede 5 milyar Dolar’a, 2023 yılında da 25 milyar Dolar’a çıkartılabileceğine yürekten inanıyorum. Cumhuriyetimiz’in 100. yılına 500 milyar Dolar’lık ihracat hedefi koyan Ülkemin, bu devasa pazardan da hak ettiği payı almasını umut ediyorum.

Ancak umutlu olmak, gerçekleri değiştirme hakkı vermiyor. 2005 yılında Türkiye’nin Çin’den yaptığı ithalat 6,5 milyar Dolar düzeyine ulaştığı halde, ihracatımız ise maalesef sadece 541 milyon Dolar’da kalmıştır. İşte, 1’e 13 oranındaki bu, korkunç dış ticaret açığı beni iki nedenle kahretmektedir!..

İlki, bir Türk ihracatçısı olarak, 170 ülkeye yapmakta olduğu ihracatla, 2005’te dünyanın 22. büyük ihracatçısı olan Ülkemin, Çin’e bu kadar az ihracat yapmasını gurur kırıcı bir başarısızlık olarak kabul ediyorum, kimse kusura bakmasın, acı ama gerçek bu… İkinci nedenim ise, ailemle birlikte ekmeğini yediğimiz, suyunu içtiğimiz bu güzel ülkenin, geçen yıl gerçekleşen yaklaşık 600 milyar Dolar’lık ithalatı içinde Türkiye’nin bu kadar düşük bir pay almasından dolayı uğradığı ekonomik kayıplardır.

Evet, yanlış okumadınız… Nasıl ki, Türkiye diğer ülkelerden yaptığı pek çok ithalatı Çin’e kaydırarak ciddi tasarruflar sağladı ise, dünyanın en büyük ithalatçı ülkelerinden olan Çin de, başka ülkelerden yaptığı ithalatın bundan çok daha büyük bir dilimini Türkiye’ye kaydırarak döviz tasarrufu sağlayabilir. Yani az ihracat yaparak hem Türkiye’ye hem de Çin’e zarar veriyoruz!..

2004 yılında, Çin’in 28 eyaletinden biri olan Yunnan’ın başkenti Kunming’de katıldığım bir toplantıda Ticaret Odası Başkanı’nın şu serzenişini duyduğum zaman, önce tercümanımız Wang Bey’in hata yaptığını düşünerek, düzeltmesini istedim. Ama Başkan’ın kurmaylarından aldığı teyid, ortada bir hatanın olmadığı yönündeydi. Yunnan Eyaleti, kendilerinin Türkiye’den yaptıkları ithalatın, ihracatının üzerinde olduğundan şikayet ederek, bize sitem ediyorlardı!.. Bizdeki istatistikler sadece ülkelerimiz arasındaki değerleri esas aldığı için bu tabloyu Türkiye’den bakarak görmemiz mümkün değilmiş ama bu gerçeği değiştirmiyor; Türkiye’nin Yunnan’a yaptığı ihracat, ithalatımızdan daha fazla…

Bunun sıradışı bir durum olduğunu, önemli olanın ülkelerimiz arasındaki 1’e 13 oranındaki ayıplı dengesizlik olduğunu, ben de biliyorum. Ancak, Yunnan Eyaleti’nde yakaladığımız bu başarının diğer eyaletler için örnek alınması gerektiğini savunuyorum. Kısa vadede değilse bile orta vadede, aramızdaki dış ticaret açığının kapanabileceğine sadece benim inanmam yetmez, bu nedenle Yunnan Eyaleti’ni benim kadar sevmenizi ve “elde var, bir!” demenizi çok isterdim. :)

Özetle diyorum ki, Ülkemizdeki enflasyonun düşmesinde bile katkısı olduğu uzmanlarca kabul edilen Çin’e, ihracat yapmak veya ihracatını artırmak isteyen Türk firmalarına yardımcı olmak, danışmanlık yapmak ve yol gösterici olup, önlerine çıkacak çakıl taşlarını temizlemeye çalışmak benim boynumun borcudur.

Aynı şekilde, dünya pazarlarındaki paylarını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan ihracatçılarımız için de, Çin’de üretebileceğim katkılar olduğuna inanıyorum. Onların, hızla güçlenmekte olan Çin ekonomisindeki dinamikler sayesinde burada da üretim yaparak, daha rekabetçi bir yapıya kavuşmaları ve yeni pazarlara daha rahat girmeyi başarmaları için, yani özetle Türkiye’nin ihracatının artması için Çin’deki neferi olmaya devam edeceğim.

Öte yandan, 20 aydır Çin’de tanıştığım veya iş yaptığım tüm firma ve işadamlarının dikkatlerini Türkiye’ye çekmeye çalışıyorum. Avrupa Birliği, Doğu Avrupa, Balkan, Ortadoğu ve Kuzey Afrika Ülkeleri’ne ihracat yapmak isteyen Çinli firmalara, Türkiye’nin onlar için de mükemmel bir üretim, depolama ve ihracat üssü olabileceğini anlatıyorum.

Topladığımızda neredeyse Çin kadar kalabalık, ancak daha yüksek bir satın alma gücü olan bir nüfusu barındırdığı görülen bu ülkelerin coğrafi merkezinde bulunan Türkiye, sadece jeo-politik konumu değil, güçlü ekonomik yapısı, gelişmiş sanayi alt yapısı ve girişimci işadamlarıyla da, Çin için en ideal ortak profiline sahiptir. Özellikle Çinli KOBİ’lerle Türk KOBİ’lerinin kuracağı ortaklıklardan, kısa sürede ve çok sayıda ekonomi devlerinin doğacağına yürekten inanıyorum.

Türkiye ekonomisine büyük bir canlılık ve güç kazandırarak, istihdam, üretim ve ihracatımızı artıracağına inandığım bu öngörülerimin ışığında, Ülkemizde yatırım yapmak isteyecek Çinli firmalar bulmak ve onlara da doğru ortaklar temin etmek için sürdürdüğüm çalışmalarıma ara vermeden devam etmeye son derece kararlıyım.

Bu kararlığımı paylaşacak ve yukarıdaki ideallerim doğrultusunda benimle işbirliği yapacak Türk ihracatçıları için, adresi aşağıda yazılı ofisimin kapısı sonuna kadar açık olacaktır.

Bu faaliyetlerimin yanısıra, aşağıda yazılı sıfatlarımdan anlaşılacağı üzere, Çin’de üstlendiğim onurlu başkanlıklar ve sosyal sorumluluklarla, Türkiye’nin olumlu tanıtımına katkıda bulunmaya çalışıyorum.

Bu arada, altı yıldır yayınlamakta olduğum “HARÇLIK” adlı kişisel dergim www.HARCLIK.net Çin’deki yoğun tempom nedeniyle maalesef son bir yıldır aksamıştı ama inşallah bundan böyle aksamayacak.

Çalışmalarınızda başarılar, yaşamınızda mutluluklar diliyorum.

Sevgiyle kalın.

Zafer KARADAĞ
Yönetim Kurulu Başkanı, Shanghai Karya International Trading Co. Ltd.
Yönetim Kurulu Başkanı, Shanghai Türk Kültür ve Dayanışma Derneği
Kurucu Başkan, Çin’deki Fenerbahçeliler Derneği
Çin Eş Başkanı, Türk-Çin Ticaret Odası

1880, Longyang Road, The City Garden 18/101
Pudong – Shanghai 201204 CHINA
www.KARYA.biz
www.HARCLIK.net
Tel : 0086-21-5042 2420
GSM: 0086-131-2753 7434
________________________________________

ÖZGEÇMİŞ

1957 Muğla doğumlu Zafer Karadağ, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden ayrıldı. Türk-Yunan dış ticaretini geliştirmeye yönelik gösterdiği çabalar ile tanınan Karadağ, 29 yıldır ticaretle, 21 yıldır da ihracat ve ithalatla iştigal ediyor ve dış ticaret konusunda danışmanlık yapıyor. Gazetecilik geçmişi de bulunan Karadağ, hazırladığı “Harçlık” adlı kişisel dergisini aylık ve ücretsiz olarak, internet ortamında (www.harclik.net) yayınlıyor. Çin’de yaşayan Zafer Karadağ, “Türk-Çin Ticaret Odası”nın, “Shanghai Türk Kültür ve Dayanışma Derneği”nin ve “Çin’deki Fenerbahçeliler Derneği”nin başkanlıklarını yürütüyor. İngilizce bilen Karadağ, evli, iki çocuk babasıdır. (20.Ocak.2006, Şanghay)

* * *

“TAŞ DA YUMURTANIN ÜSTÜNE DÜŞSE, YUMURTA DA TAŞIN ÜSTÜNE DÜŞSE, OLAN YUMURTAYA OLUR!”

17.Mayıs.2004 – Zafer KARADAĞ

Marmaris Paneli’nde dediğim gibi, nasıl ki; “Taş da yumurtanın üstüne düşse, yumurta da taşın üstüne düşse, olan yumurtaya olur!”sa, Sayın Başkonsolosumuz’un dile getirdiği sorunlar ve taşımayı yapan Yeşil Marmaris firmasının ortaya koyduğu gerekçeler her ne kadar haklı olursa olsun, aşırı yüksek navlun fiyatı nedeniyle olan; Marmaris-Rodos hattını kullanarak zorlu Yunanistan pazarına girmeye çalışan biz ihracatçılara olmaktadır.

Marmaris Ticaret Odası’nın değerli katkılarıyla gerçekleştirilen ve Rodos Başkonsolosumuz Sayın Nilüfer Feyizoğlu, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkan Vekili Sayın Halim Mete, İzmir Ticaret Odası (İZTO) Başkanı Sayın Ekrem Demirtaş ve DTM İhracat Genel Müdür Yardımcısı Sayın Adnan Moldibi’nin panelist oldukları; “Türk Güney Ege Kıyıları ve Yunan Adaları Turizm ve Ticari İşbirliği” konulu panelde, komşumuzla aramızda hızla gelişmekte olan iyi ilişkiler irdelendi.

Aynı panelin geçen yılki konuşmacılarından biri olarak, aradan geçen bir yılın gelişmelerini iyi bilenlerden biri olduğumu düşünüyorum. “HARÇLIK” (www.harclik.net)’ta ve “TİM Portalı” (www.tim.org.tr )’nda yayınlanan makalelerimi okuyan okurlarım bilir ki, ben Yunan pazarının biz Türk ihracatçıları için son derece önemli ve hatta bakir bir pazar olduğunu savunuyorum.

4 yıldır, özellikle Muğla ile Ege’deki Yunan Adaları arasındaki ekonomik ilişkilerin gelişmesi için kişisel çaba harcayan Muğlalı bir ihracatçı olarak, panelde, Rodos Başkonsolosumuz Sayın Nilüfer Feyizoğlu ve diğer katılımcıların dile getirdiği, adalara ihracat yapmanın önündeki sorunların tespiti ve çözüm önerileri konusunda naçizane bir katkıda bulunmak istiyorum.

Yunanistan’a ihracat yapmak isteyen bir Türk işadamının önüne çıkan engelleri bir cümleyle şöyle özetleyebilirim:
– Türkiye ile ilk kez ticaret yapmanın tedirginliğiyle davranan Yunanlı tüccarlarla iletişim kurmanın zorluğuyla başlayıp,
– çok girişli ve uzun süreli vize almanın zorluğu, hatta neredeyse imkansızlığıyla devam eden,
– Yunanistan’daki Türk ve Türk mallarına karşı var olan bazı acımasız önyargıları aşmanın güçlükleriyle katmerlenen,
– Muğla için çok önemli olan taze sebze-meyve ihracatının önünde bir duvar misali yükselen “laboratuvar” sorunuyla taçlanan bu, uzun, ince ve dikenli yol,
– üstüne üstlük aşırı navlun fiyatlarıyla adeta bir çıkmaz sokağa dönüşmektedir.

İletişim, vize ve Türk mallarına karşı önyargılı yaklaşım sorunlarını zaten sıklıkla dinlediğinizi düşündüğüm için detaya girmeyi gereksiz buluyorum. Sadece vize sorunuyla ilgili bir şey söylemek isterim ki, benim uzun süreli ve çok girişli Schengen vizem olduğu için kişisel bir vize zorluğum olmasa da, görüştüğüm ihracatçıların neredeyse tamamı kısa süreli ve tek girişli turistik Yunan vizesi alabildiklerinden yakınıyorlar.

Size, önemli bir sorun olan; “laboratuvar” konusundan söz etmek istiyorum. Yunanistan’ın bir önceki Türkiye Büyükelçisi Sayın Ioannis Corantis’le yüz yüze yaptığım bir görüşmede, taze sebze-meyve ihracatımızın önündeki en büyük engel olarak, adalarda ithal izni verecek “kalite kontrol laboratuvarları”nın bulunmamasını gösterdiğimde, bana çok ilginç bir bilgi vermişti.

O zaman iktidarda olan Simitis Hükümeti’nin de adalardaki halkın, özellikle gıda ürünlerini Türkiye’den temin etmesini teşvik ettiğini ve bu konuda çok önemli bir proje üzerinde çalıştıklarını söyledi. Adalarda bu tür laboratuvarlar kurmak için Avrupa Birliği’nden finansal destek talep ettiklerini ve AB’nin de “Inter-Reg” programı çerçevesinde bu desteği vermeyi kabul ettiğini söyleyen Büyükelçi, mütekabiliyet “karşılıklılık” esasına uygun olarak ancak Türkiye ile birlikte kullanılabilecek olan bu kaynak sayesinde, Muğla gibi Ege’ye kıyısı olan diğer illerimizde de benzer kontrol laboratuvarlarının kurulabileceğini söyledi.

Bu haber beni iki kere heyecanlandırdı, çünkü bu sayede adalarda açılacak laboratuvarlarla sebze-meyve ihracatımız çok kısa bir sürede %1.000 (bin) oranında artacağı gibi, ilimizin sebze-meyve gibi lokomotif diğer ürünleri olan bal, zeytin, zeytinyağı ve narenciye ürünlerinin de ihracat öncesi kalite kontrolleri Muğla’da yapılarak, ihraç edildiği ülkelerdeki gümrük kontrollerinde ret ve refüze olmasının da önüne geçilebilecekti.

Ancak, Sayın Ioannis’in diğer söyledikleri hevesimi kursağımda bıraktı, çünkü Büyükelçi’ye göre Atina bu proje için üstüne düşenleri yerine getirdiği halde, Ankara aynı ilgiyi göstermiyor, gerekli bürokratik işlemleri bir türlü tamamlamıyordu. Oysa kaynak bütçeye bile konulmuş, paranın serbestisi yani kullanılabilir hale gelmesi sağlanmıştı.

Büyükelçi’ye göre, eğer adalara ihracatımızın artmasını istiyorsak, bu projenin önemini Ankara’daki bürokratlarımıza daha iyi anlatmamız gerekiyordu.

Bu, benim gibi fanatik bir Muğlalıya söylenir mi hiç? Hemen durumdan vazife çıkarttım ve Ankara’ya giderek, hemşehrim, sevgili dostum, Dış Ticaret Müsteşarlığı İhracat Genel Müdürü Sayın Ali Boğa’ya konuyu aktardım. Sağolsun, Ali Bey de çok duyarlı davrandı ve bir dilekçeyle yaptığım resmi başvuruyu DTM Avrupa Birliği Genel Müdürü Sayın Cemalettin Damlacı’ya bizzat ulaştırdı.

Bu arada, Muğla Tarım İl Müdürlüğü’nden yeni kurulacak bir kontrol laboratuvarı için proje hazırlamalarını talep ettim, onlar da 250.350 Euro tutarındaki ekipman ihtiyaç listesini hazırladılar. Bu listeyi de aynı makama ulaştırdım ve konuyla ilgili yazışmalarımdan Rodos Başkonsolosluğu’muzu ve Muğla Valiliği’ni de bilgilendirdim.

Yunanistan Avrupa Birliği’ne tam üye olduğu için kuracağı yeni bir laboratuvarın finansman ihtiyacının %100’ünü söz konusu kaynaktan sağlayacağı halde, Türkiye henüz aday ülke olduğundan projenin sadece %60’ını AB’den alabilecekti. Biz de, eksik kalan %40’lık (100.140 Euro) kısmı, Hükümetin tasarruf tedbirlerine takılma riskini göz önüne alarak, İhracatçı Birlikleri’nden temin ettik. Böylece, projenin Devletimize yük olmadan gerçekleşmesinin de önünü açtık.

Ancak, Sayın Damlacı ile yaptığım yazışmalar sonunda, söz konusu ülke Yunanistan olduğu için, konunun ekonomik boyutundan çok, siyasal boyutu önemli olduğu için Dışişleri Bakanlığı’nın devreye girdiğini öğrendim. Ali Bey’le birlikte ziyaret ettiğimizde yaptığımız son görüşmede Sayın Damlacı, bir sonraki hafta Yunanistan’dan gelecek bir heyetle Dışişleri Bakanlığı’nda yapılacak toplantının gündemine bu konuyu da ekleteceğini ifade etmişti ama maalesef aylardır bu projeyle ilgili bir gelişme haberi bile alamadık.

Geçen ay Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Sayın Oğuz Satıcı’yı ziyaretim sırasında, bu konuda yaptığım tüm görüşme ve yazışmaların birer fotokopisini kendisine sundum. Sağolsun Oğuz Bey de samimiyetle konuyla ilgilendi ve en kısa zamanda Dışişleri Bakanımız Sayın Abdullah Gül’le görüşerek, bu önemli sorunu çözeceğinin sözünü verdi. Geçen hafta telefonla görüştüğüm Sayın Satıcı, gelişmelerin olumlu seyrettiğini ve yakında Muğla’ya müjde vereceğini söyledi…

Dilerim en kısa zamanda bu çözüme ulaşırız ve hem ihracat seferberliğine katkımız artar, hem de İspanyol domatesi, İtalyan biberi, Mısır soğanı ve Hindistan patatesi ile idare eden Yunanlı komşularımızın taze ve kaliteli Türk ürünlerini, daha ucuza yemelerini mümkün kılarız.

Gelelim navlu fiyatıyla ilgili soruna… Panelde dediğim gibi nasıl ki; “Taşı yumurtaya vurduğunuzda da, yumurtayı taşa vurduğunuzda da, olan yumurtaya olur”sa, dile getirilen sorunlar ve taşımacı firmanın ortaya koyduğu gerekçeler ne kadar haklı olursa olsun, aşırı yüksek navlun fiyatı konusunda, olan biz ihracatçılara olmaktadır.

Taşımayı gerçekleştiren Yeşil Marmaris firmasının sahibi Sayın Doğan Togay’ın paneldeki açıklamasında belirttiği gibi, 1,00 Euro/kg olan navlun fiyatını önce 0,50 Euro/kg’a, sonra da 0,20 Euro/kg’a indirerek, %80 gibi çok ciddi bir indirime gittikleri halde, bu Yunanlı ithalatçılar tarafından asla yeterli görülmemektedir. Çünkü, 24 mil olan Marmaris-Rodos hattında 20 Cent/kg olan navlun bedeli, 300 mil olan İzmir-Pire hattında sadece 1 Cent/kg’a düşmektedir.

Örneğin benim, Haziran ayında, Yunanistan’ın Larissa kentine yapacağım bir ihracat için, İzmir’deki deniz taşımacılığı firmalarından aldığım teklifler, 24 ton kapasiteli, 20 feet’lik bir konteyner için 240 Dolar civarında yoğunlaşmıştır. Ancak ihracatın henüz emekleme aşamasında olduğu Marmaris Limanı’yla, uluslararası konteyner gemilerinin uğrak yeri olduğu için rekabetin yoğun olduğu İzmir Limanı’nı mukayese etmenin insafsız olacağını da kabul etmeliyiz.

Taşıdığı yükün artması durumunda maliyetinin düşeceğini, böylece navlun fiyatını daha aşağıya çekebileceğini söyleyen Yeşil Marmaris firmasından bu indirimi alabilmek için geriye tek bir yol kalıyor, o da; Marmaris’in hinterlandında bulunan il ve ilçelerdeki üretici ve ihracatçı firmaların Marmaris Limanı’nı daha çok tercih etmelerinin teşvik edilmesi.

Eğer, 30 ton kapasiteli gemisini sadece 600 kg. yükle değil de full kapasite ile Rodos’a gönderebilirse, deniz taşıtlarının akaryakıt fiyatlarındaki ÖTV’nin sıfırlandığı bu günlerde, Yeşil Marmaris yöneticilerinin de çok daha makul navlun fiyatlarıyla, Türkiye’nin ihracat seferberliğine katkı sağlayacağına inanıyorum.

Her türlü zorluğa rağmen, kısa sayılabilecek bir sürede, 200 küsur milyon Dolarlardan, 1,3 milyar Dolara (ki, bunun 942 milyon Doları ihracatımız, 366 milyon Doları ise ithalatımızdır) ulaşan Türkiye-Yunanistan dış ticaret hacminin, en geç 2007 yılında 5 milyar Dolara ulaşabileceğine inanan bir işadamı olarak, hepimizin üstümüze düşen görevler olduğuna inanıyorum. Ve bunları yerine getirmek için, yine hepimizin gerekli çabaları sarfedeceğimizden de hiç kuşku duymuyorum.

Not: Müjde!.. Marmaris Gümrüğü’nde her hafta yaşanan karmaşa sona erdi… Rodos’a sefer yapan feribotun her Cuma saat 09:00’da hareket etmesi ve yükünü en geç saat 13:00’de Rodos’ta boşaltması gerekiyor. Bu nedenle ihracatçılar geceden sıraya girip Marmaris Limanı’nda sabahlıyor ve saat 09:00’a kadar beyannamelerini açmaya çabalıyorlardı. Bu da, hem gümrük müdürlüğü yetkililerini, hem gümrük muhafaza müdürlüğü görevlilerini, hem ihracatçıları, hem de feribot işletmecisini büyük bir strese sokuyordu. Bardağı taşıran son damla, Yunan Adalarından birindeki müşterimize mal gönderdiğimiz geçen gün meydana geldi. Gümrük işlemlerinin son derece yavaş yürütülmesi nedeniyle saat 11:00’e geldiği halde henüz işlemler tamamlanmamış, dolayısıyla feribot da hareket edememişti ki, Rodos Gümrüğü’nden bir uyarı telefonu geldi. “Feribotunuzu bu saatten sonra göndermeyin, gönderirseniz bile bugün gümrük işlemlerinizi yapmayacağımızı ve feribotun ancak yarın boşaltılacağını bilin!” diyen komşu gümrükçülerin uyarısı, Marmaris Gümrüğü’nde bir bomba gibi yankı buldu. Taşınacak mallar belki bir gün daha bekleyebilirdi ancak yolcuların gitmesi şarttı! İşte bu noktada fedakarane ve profesyonelce bir olaya şahit olduk. Yeşil Marmaris Denizcilik İşletmesi, iki saattir bekleyen yaklaşık 50 turistin, Türkiye hakkında olumsuz bir izlenim edinmemesi için, 5 milyar TL ekstra masrafı göze alarak 600 kişilik lüks katamaranını, 50 kişi için devreye soktu ve yolcularını Rodos’a gönderdi… Bu örnek davranışları için Selçuk Bey ve Ekibi’ni can-ı gönülden kutluyorum… Her hafta yaşanan bu kargaşaya artık bir son verilmesi ve ihracat için gerekli işlemlerin hareketten önceki gün yapılmasının sağlanması gerekiyordu. Yine durumdan vazife çıkartıp konuyu Muğla Valisi Sayın Hüseyin Aksoy’u ziyaretimde dile getirdim. Sağolsun, duyarlı Valimiz de, derhal İzmir’i arayarak Gümrükler Bölge Müdürü’yle görüştü ve üç yıllık sorunu kökten çözdü, stresi bitirdi. Şimdi Gümrük Müdürlüğü girişinde şu ilan var; “Rodos’a ihracat yapacak ihracatçılarımızın işlemlerini bir gün önceden tamamlamaları gerektiği önemle duyurulur!”

Ne büyük mutluluk ya Rab’bim!.. (Zafer KARADAĞ, Muğla, 17.Mayıs.2004)

* * *

Bu panele ilişkin bir gazete haberi…

TÜRK – YUNAN DOSTLUĞU MARMARİS’TEKİ İŞBİRLİĞİ PANELİYLE PEKİŞTİRİLDİ

Muğla ve Rodos Ticaret Odası temsilcileri Marmaris’te düzenlenen 2. Kıyı Ege Turizm ve Ticaret İşbirliği panelinde biraraya gelerek ticari bağlantılarını geliştirip yeni anlaşmalar yaptılar. TUREX 2003 bünyesinde yapılan 2. Kıyı Ege Turizm ve Ticaret İşbirliği panelinde iki ülke işadamlarınının önündeki sorunların çözülmesi için gerekli tüm işlemleri yapacaklarını söyleyen Muğla ve Rodos Ticaret Odası yetkilileri iki ülke insanının dostluğunun bürokratik sorunların önüne geçeceğini belirttiler.

2. Kıyı Ege Turizm ve Ticaret İşbirliği paneline Türkiye’nin Rodos Başkonsolosu Nilüfer Feyzioğlu başkanlık ederken, Rodos ve Oniki Adalar Ticaret Odası Başkan Yardımcısı George Hacımarkos, Muğla Ticaret Odası üyesi Zafer Karadağ, Rodos Ticaret Odası üyelerinden oluşan 7 kişilik grup bir araya gelerek işbirliği konusunda fikir alışverişinde bulundu. Başkonsolos Nilüfer Feyzioğlu Rodos’taki potansiyelin değerlendirmesinin ancak Yunan Hükümeti’nin destek vermesi halinde gerçekleşeceğinin altını çizerek, “En önemli sorun Yunanistan tarafından uygulanan vize. Bir işadamı her ziyareti için vize almak durumunda kalıyor. Halbuki Ticaret Odalarına kayıtlı işadamlarına tanınacak istisna ile bu kişilerin vize almaları kolaylaştırılabilir. Bu sorunun çözülmesiyle ticari ilişkilerdeki sıkıntılar biraz olsun aşılmış olacaktır. Ayrıca İzmir-Pire-Rodos üzerinden yapılan ulaşım Marmaris’ten yapılan ulaşıma göre oldukça pahalı. Halbuki Rodos-Marmaris arası 22 mil gibi çok kısa bir mesafe. En önemli sorun sebze ve meyve ithalatına Rodos’ta izin verilmemesi. Rodos ve Oniki Adalar Ticaret Odası sorunların giderilmesi için bize destek verirse bu sorunların daha çabuk aşılacağı inancındayım. Bu toplantıların iyi niyet toplantısı olarak kalmaması için iki ülke kurumlarının sorunlarının giderilmesi gerekiyor. Rodos’un dışardan mal ithal etmeye ihtiyacı olduğu gibi Türkiye’nin de mal ihraç etmeye ihtiyacı var. Bu fırsatı iyi değerlendirmek gerekiyor” dedi.

Rodos ve Oniki Adalar Ticaret Odası Başkan Yardımcısı George Hacımarkos ise Feyzioğlu’nun sıraladığı sorunların doğru olduğunu ve Ticaret Odası olarak gerekli desteğin verileceğini belirterek; “Geçen yıl başlayan ikili ilişkiler her geçen gün artıyor. Bu ilişkilerin çok daha gelişmesi için her iki ülke ticaret odaları olarak daha fazla çaba sarf etmeli ve sorunların üzerine gitmeliyiz” dedi. . (Çağdaş Marmaris, Sayı: 1939)

ZaferKaradag hakkında

www.harclik.net www.karya.biz www.gen-turk.com Email: zaferkaradag@gmail.com Cep / Whatsapp: +86-131-2753 7434 Skype / Wechat: zaferkaradag
Bu yazı Yazılarım kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Güncelleme… için 3 cevap

  1. necdet kavcar der ki:

    Merhaba Zafer Kardeşim.

  2. ZaferKaradag der ki:

    Merhaba,
    Maalesef mesajınızı şimdi gördüm, çünkü yüzlerce reklam mesajının arasında kalmış, geç yanıtım için bağışlayın lütfen.
    Yorumunuz için teşekkür ediyorum.
    Şanghay’dan selamlar.
    Zafer KARADAĞ

  3. ZaferKaradag der ki:

    Merhaba Hemşehrim,
    Maalesef buradaki mesajını şimdi gördüm, çünkü yüzlerce reklam mesajının arasında kalmış, geç yanıtım için bağışla lütfen.
    Yorumun için teşekkür ediyorum.
    Şanghay’dan selamlar.
    Zafer KARADAĞ

Yoruma kapalı.