UÇURUMUN KENARINDAN DÖNELİ İKİ YIL OLDU!

UÇURUMUN KENARINDAN DÖNELİ İKİ YIL OLDU!

15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü’nde tüm Şehitlerimizi rahmet ve hürmetle, Gazilerimizi minnetle, fetöcü hainlerin emirlerine uymayarak o ihaneti ve tezgahı çökerten Türk Ordusu’nun şerefli subaylarını, astsubaylarını, Emniyet Teşkilatımızı ve de o gece gözünü kırpmadan kendini tankların önüne atan isimsiz Kahramanlarımızı, şükranla anıyorum.

“Ne istediler de vermedik!” diye diye alenen destekledikleri fetönün, güçlenip Türkiye’nin başına bela olmasına sebep olan siyasetçiler, aradan geçen iki yıla rağmen hala daha fetönün iktidarda ve muhalefette varlığı bilinen siyasi ayağına müdahale etmeyerek, Şehitlerimizin kemiklerini sızlatmaya devam ediyorlar.

Türk Milleti ve tarih, sadece fetöcü hainleri değil, onlara bu imkanları sağlayan ve hala yeterince mücadele etmeyenleri de affetmeyecektir!

Zararın neresinden dönülse kardır, umarım son hain yargı önüne çıkarılıncaya kadar, bu mücadeleye devam edilir!

Tüm Şehitlerimizin, Gazilerimizin ve asker, sivil tüm Kahramanlarımızın huzurunda saygıyla eğiliyorum.

Zafer KARADAĞ
www.harclik.net
15 Temmuz 2018, Taşkent

Yazılarım kategorisine gönderildi | UÇURUMUN KENARINDAN DÖNELİ İKİ YIL OLDU! için yorumlar kapalı

SLOGANIMIZ BU; “KAHROLSUN KURU FASULYENİN PİLAV ÜZERİNDEKİ FAŞİZAN BASKISI!”

SLOGANIMIZ BU; “KAHROLSUN KURU FASULYENİN PİLAV ÜZERİNDEKİ FAŞİZAN BASKISI!”

Profesör Synder, aşağıdaki 11 altın öğüdü, Patagonya gibi baskı altında yaşayan Ülkeler ve kutup soğuğunun faşizan baskısı altında inleyen Eskimolar için kaleme almış olsa  gerek.

Siz yatın kalkın da, özgürlükler ülkesi Türkiye’de yaşadığınıza şükredin!

Ama yine de öyle “yaşasın özgürlük! falan diye bağırmayın, ne olmaz, ne olmaz!

Faşizmin hiiiiiiç uğramadığı Türkiye’den bahsedip te, faşizmin aklına karpuz kabuğu düşürmenin lüzumu yok, di mi ama!

Yok! “illa ki slogan atacağım!” diyorsanız, hobi olarak yine atın tabii.

Yalan yok! Ben de bazen slogan atıyorum, mesala şöyle;

“Kahrolsun kuru fasulyenin pilav üzerindeki faşizan baskısı!”

Selam ve sevgilerimle.

Zafer KARADAĞ
www.harclik.net
8 Temmuz 2018, Taşkent

* * *

FAŞİZM GELİYORSA NASIL YAŞAMALI?

Yale Üniversitesi’nden Profesör Timothy Synder’in faşizm ile mücadele hakkında uyarı ve öğütleri.

1. Öğüt: Otoriterliğin gücünün büyük bir kısmı bizim ona kazandırdığımız bir güçtür: Şimdilerde yaşadığımıza benzer zamanlarda, baskıcı bir hükümetin uygulamaları yüzünden zarar görmekten çekinen insanlar o hükümetin kendilerinden daha neler isteyebileceğini düşünürler. Hükümet bunları talep etmeyi henüz aklına getirmemiş olabileceği veya göze alamadığı halde, insanlar kendilerine uygulanacağını hayal ettikleri baskıya göre hareket etmeye başlarlar. Öngörüye bağlı itaat, hükümete halka daha fazla ne yapılabileceğini işaret eder ve özgürlüğün kaybını hızlandırır. Bunu şimdiye kadar yapmış olabilirsiniz, bundan sonra yapmamaya dikkat edin.

2. Öğüt: Elde kalan kurumları savun. Savunulacak kurum bir gazete, bir okul, bir üniversite, bir sivil toplum örgütü, bir dergi, bir sanat kurumu, bir dernek olabilir. O kurumlarda etkin olmaya çalış, hiç olmazsa varlığını hissettir. Bir davayı takip et. Bir gazeteyi satın alarak yaşat. Biz kurumları sahiplenmezsek, onlar için ve onlar adına harekete geçmezsek kurumlar hiçbir zaman bizim olmazlar. Kurumlar kendi kendilerini savunamazlar. Baştan beri sahiplenilip savunulmazlarsa faşizm geldiğinde kurumlar domino taşları gibi düşerler.
Ek: Başkalarıyla mutlu hayat ancak adil kurumlar varsa mümkündür diyor Paul Ricoeur. Kendi hayatına çekilmek, kendini toplumsal olayların akışına teslim etmek sana mutluluk getirmez, çünkü kurumsal adaletin olmadığı yerde mutluluk da yoktur. Mutluluk içte yaşanan bireysel bir ruh haline indirgenemez.

3. Öğüt: “Faşizm koşullarında en büyük devrimcilik, işini iyi yapmaktır.” (W. Benjamin) Faşist rejimlerde devlet liderleri kötü örnek oluştururlar: Onların muktedir kıldığı bazı kişilerin artık yasaya uymama özgürlüğü vardır. Bazı kişilere, gruplara rant, talan, yalan özgürlüğü verilmiştir; zayıflara da sadece yalanlara inanma, katledilme, tecavüz edilme özgürlüğü kalmıştır. Böyle zamanlarda, normal halde işler düzgün yürüdüğü için kullanılması pek gerekmeyen meslek ahlakı dilinizi hatırlayın. Meslek ahlakı, adil pratiği savunmaya yarar. Avukatlar işini iyi yaparsa, yargıçlar işini iyi yaparsa bir hukuk devletini yıkmak zorlaşır. Bu diğer kurumlar için de geçerli. Kurumlar insanlar sayesinde vardır. Meslek ahlakı, muktedirin sizden yapmanızı talep ettiği yanlış işleri niyeyapamayacağınızı gerekçelendirmeye yarar.

4. Öğüt: Politikacıları dinlerken bazı kelimeleri nasıl kullandıklarına dikkat edin. Bu kelimeleri sorgulamayı öğrenin. “Terörist”, “vatan haini” gibi kelimeler çok geniş bir anlamda kullanılmaktadır. “Olağanüstü hal”, “aciliyet” gibi çok önemli kavramları duyduğunuzda uyumayın. Olağanüstü halde hükümet yetkililerine göre terör, devletin bekasına karşı olduğuna hükmettikleri tutumların bütünüdür. Küçük bir çocuğun yaptığı yaramazlık, mini etekli bir kadın, öpüşen eşcinsel bir çift, bir popstarın bir mitinge katılma davetini geri çevirmesi, facebook’ta bir haber sitesinde çıkmış bir haberi paylaşmak, barış için verilen bir imza, bir gazeteyi okumak, sembolik dayanışma eylemleri terör ile yan yana getirilebilir. Terör unsuru olarak algılanan şeyler yeri geldiğinde taş, sopa, flama veya bir baret dahi olabilir. Peki, gerçekte terör nedir? Terörist diye kime denir? Teröristlerin amacı veya hedefi nedir?Terör kelime anlamıyla herhangi bir amaç uğruna, konu ile ilgisi olmayan bireylere yöneltilmiş şiddet eylemlerinin bütünüdür. Terörist siyasal davasını kabul ettirmek için karşı tarafa korku salacak davranışlarda bulunan, eylemler yapan kimsedir. Politikacılar, gazeteciler, yazarlar terörist değildirler. Yurtsever dil kullanılarak şiddete başvurmayan insanların “terörist” olarak adlandırılıp dışlanmasına veya cezalandırılmasına öfkelenin, öfkenizi uygun bir dille ifade edin.

5. Öğüt: Akıl almaz şeylerle karşılaştığında, örneğin ülkede bir yerde bir canlı bomba patlayıp yüz kişi öldüğünde veya başka bir terör eylemi gerçekleştiğinde sakin ol ve şunu hatırla: tüm otoriter rejimler, iktidarlarını daha da sağlamlaştırmak için böyle saldırılara gerek duyarlar, sivillerin zarar gördüğü böyle olaylara göz yumar, kışkırtır, hatta planlar ve gerçekleştirirler. Bu olaylara tanık olan insanlar korkacak, endişeyle yaşayacak, hayatlarını daraltacak, özgürlüklerini daha az talep edecek, kendiliğinden hareket etme güçlerini, bir araya gelme isteklerini kaybedeceklerdir. Bu duygulara kapılan bir halkın, güvenlik gerekçesiyle özgürlükleri elinden alınsa bile güçlü bir lideri destekleme eğilimi artar. Reichstag yangınını düşün. Hitler bu olayı bahane ederek güçler ayrımını ve dengesini ortadan kaldırmış, çok partili siyasal hayatı sona erdirmiştir. Bu eski bir oyundur, bu oyuna gelme.

6. Öğüt: Dile özen göster. Herkesin kullandığı cümleleri kullanmaktan kaçın. Herkesin söylediği bir şeyi söyleyeceksen bile onu nasıl söyleyeceğine kafa yor. Sadece ne dediğin önemli değil, nasıl dediğin de çok önemlidir. Faşizme karşı mücadele faşistlerin kullandığı dili kullanarak yapılamaz. Düşünen, kavramaya çalışan, kavramsallaştıran, sorgulayan, şüphe eden, ötekini dinleyen, duyan, hisseden, hatta konuşturan bir söyleme biçimi edinmeye çalış. Toplumsal olaylar karşısında kitlelerin kapıldığı heyecan, hiçbir ‘şok’ seni bu dilden vazgeçiremesin. Tepki dilini o anda kuramıyorsan tepki verme, daha sonra konuş. Küfretme: küfrün kadın nefreti, cinsiyet temelli nefret söylemi, erkek iktidarını güçlendiren bir dil olduğunu aklında tut. Küfür, öfkesinin sebeblerini açıklayacak kadar düşünmeye ve konuşmaya vakti olmayanların çaresizliğidir. Lümpen faşistler böyle konuşur. Öfke dilini kullan, öfkeni ifade et, fakat bunu yaparken düşünmeyi bırakma. Yatmadan önce internete girme. Elektronik aletlerini yatak odası dışında bir yerde şarj et ve oku. Bunun sebebi şu: Sadece sosyal medya okumamalısın. Düşünce dilini inceltmek, geliştirmek için kitap okumalısın. Yaşadıklarımızı daha iyi düşünmek için ne okumalı? Belki Václav Havel’in Güçsüzlerin Gücü’nü, George Orwell’in 1984’ünü, Czesław Milosz’un Tutsak Edilmiş Akıl’ını, Albert Camus’nün Başkaldıran İnsan’ını, Hannah Arendt’ın Totalitarizmin Kaynakları’nı ya da Peter Pomerantsev’in Hiçbir Şey Doğru Değil ve Herşey Mümkün’ünü.

7. Öğüt: İtiraz et. Birileri etmeli. Doğruyu söyle. Birileri doğruyu söylemeyi göze almalı. Bu senin karakterin için de önemli. Ne fazla gözü kara ol ne de çok korkak biri: Cesaret söyleyeceklerini doğru zamanda, uygun bir dille söyleyerek iki uçtan kaçınıp ortayı düşünerek bulmaya denir. Elbette hiçbirimiz kendimizi kolayca ele vermemeli, hapse girmemeye çalışmalıyız. Ama biz bile konuştuğumuz için hapse giriyorsak dışarısı içerisinden çok daha kötü hale gelmiş demektir. İnsan cesurca konuşa konuşa cesur biri olur. Bunu yapamazsak, yavaş yavaş yalanların içinde kendimizi de kaybederiz. Zamanla bizden eser kalmaz. En büyük kayıp hakikatin kaybı, kendiliğin kaybıdır. Sözde ve davranışta etrafa uyum sağlayarak, sürüden biri gibi davranmaktan vazgeç. Çoğumuza çocukken öne çıkmamayı, göze batmamayı, böylece daha az zarar göreceğimizi öğretmişlerdir. Şimdi farklı bir şey yapmak ya da söylemek insana kendisini garip hissettirebilir. Çoğunluk susarken konuşmak seni tedirgin edebilir. Fakat zaten artık herkes tedirgin değil mi? Tedirginlikle yaşamayı başarıyorsak biraz daha tedirgin olmayı göze alabiliriz. Aslında içinde bulunduğumuz şartlarda, bu huzursuzluk olmadan özgürlük mümkün değil. Sen bir örnek oluşturduğunda, sessiz çoğunluktan olmanın efsunu ortadan kalkar, korku eşiği daha kolay aşılır, diğerleri de seni takip edip itiraz etmeye başlayacaktır.

8. Öğüt: Doğru ile yanlışın birbirinden ayırt edilebileceğine, gerçeği bulabileceğimize ve doğruyu söyleyebileceğimize inan. Gerçeğe ulaşma çabanda seni yoran, umutsuzluğa kaptıran, hakikat arayışından vazgeçmene sebep olabilecek bir bilgi kirliliği, siyasi çarpıtma, algıoperasyonu, savaş propagandası var. Ülkede medya iktidarın söyleminin dışına çıkamıyor. Farklı düşünen gazetecilerin çoğu hapiste. Gerçeğe savaş açılmış sanki. Medyaya bakarak savaş bölgelerinde ne olduğuna karar vermek zor. O bölgede çıkarları olan veya bilfiil savaşan devletler kendi amaçları doğrultusunda açıklamalar yapmaktalar. Sivil halktan kişiler kendi deneyimlerini aktarmaya çalıştıklarında onlar da, terörist olmakla suçlanıyor. Sosyal medyada muktedirlerin binlerce trolü dolaşıyor, sırf söyleme aykırı deneyimlerin bize iletilmesini engellesinler, biz gerçeğe ulaşamayalım diye. Faşizmde yalanın toplumsal olarak örgütlendiğine tanıklık ederiz. Halkın bir kısmının bunu fark ettiğini, kabul ettiğini ve artık hakikatle, gerçekle, olgularla ilgilenmemeye başladığını hissederiz. Normal zamanlarda ahlaksızlık olarak görülen edimler artık kanıksanmaktadır. Muktedirin topluma söyledikleri yalanların, çelişkilerin, tutarsızlıkların, saçmalıkların artık önemi yoktur. Kitleler güçten yana olmayı varoluşunun koşulu gibi görmektedir. Bu durumda sana da çeşitli söylemler arasında dolaşmak, farklı söylemleri, sözleri, yazıları birbiriyle karşılaştırarak hakikate ulaşmaya çabalamak kalmıştır. Her okuduğuna inanmaman, bağlamı gözden kaçırmaman, satır aralarını okuman, safsataları ayırt etmen, yapılan konuşmaların performatif boyutunu gözden kaçırmaman gerekir. Dil gerçekliği şekillendiriyor elbette ve bunu yapmaya aday birden fazla dil var. Gerçeğe ulaşma çabanda başkalarının somut deneyimlerine, yaşananın diline öncelik vermeyi ilke edin. Tanıklıkları dinle. Olgular çıplak değilse bile olgular yoksa özgürlük de yoktur. Eğer hiçbir şey doğru değilse iktidarı da kimse eleştiremez, çünkü eleştirinin bir zemini yoktur. Hiçbir şey gerçek değilse, herşey gösteriden ibarettir. Parası olan düdüğü çalıyor demektir.

9. Öğüt: Vatansever ol. Muktedirler vatansever bir söylem tutturabilirler fakat gerçekte vatansever olmayabilirler. Vatanseverler öncelikle hem gelecek kuşaklara hem de tüm canlılara yaşanabilecek bir doğa bırakmaya çabalayan kişilerdir. Vatanseverler kentleri kapitalist yağmaya karşı savunanlardır. Doğayı satılacak bir enerji kaynağı olarak gören, kenti zenginlere pazarlayan, kamu tesislerini ve fabrikalarını yabancı şirketlere satan, ahlaki ve siyasi yozlaşmayı önemsemeyen yöneticiler vatansever olamazlar. Vatansever insanlar ülkede nasıl yeniden bir üretim ekonomisi kurulabileceğini düşünen, kurumları batırmaya çalışmak yerine yaşatmaya çalışan, ülke ekonomisinin batmasından herkesin, en çok da yoksulların zarar göreceğini bilen kişilerdir. Eğitim çok kötü bir hale gelmiş, üniversiteler yozlaşmış olabilir: Yine de bu kurumları düzeltmek için elimizden geleni yapmalı mücadele etmeye devam etmeliyiz. Ekonomi krize girmiş olabilir ama bankaların batmasını dilemek bir vatansevere yakışmaz. Halihazırdaki iktidar hepimize zarar veriyor ama zarar gördüğümüz için öfkelenip yaşadığımız yerin yok olmasını dilemek insanın kişisel olarak acılaşmasıdır. Vatansever olmak evrensel etik değerleri sahiplenmeyi gerektirir. Yabancı düşmanlığını, batı düşmanlığını vatanseverlikle karıştırmamak gerek. Hangi kültürden gelirse gelsin eğer bir davranış doğruysa benimsenmeye değerdir. Hangi kültürde bulunursa bulunsun eğer bir davranış yanlışsa ondan vazgeçmek gerekir. Başkasından öğrenmek ayıp değil bir meziyettir. Gerçek vatanseverlik şovenizmi aşmayı gerektirir.

10. Öğüt: Dışarıya çık, gerçek dünyada siyasete katıl. Toplumsal bir meseleyle ilgili iktidarın benimsediği bir tavıra, şiddet içermeyen bir biçimde tepki gösterilmeye çalışıldığında, buna sadece sanal dünyadan destek verme; fiziken, bedeninle de katılmaya, orada olmaya gayret et. Siyasi, sanatsal, kültürel olaylar etrafında tanımadığın insanlarla bir araya gel. Bu topluluklara katılmak sana kendini daha güçlü hissettirecek. İnsanlar birbirinden güç alır, bir araya geldikçe daha umutlu olur. Toplumsal bağlarını sadece sanal dünyada kurma. İktidar, sandalyene çakılı kalmanı, duygularının ekrandan emilip kaybolmasını ister. Sanal dünyanın hayatımızda daha çok yer kaplamasıyla otoriterliğin artması arasında bir ilişki var. Dışarı çık. Alışık olmadığın yerlerde daha önce tanımadığın kişilerle ol. Yeni arkadaşlar edin, ne düşündüklerini sor, onların deneyimlerini dinle, onlarla yürü.

11. Öğüt: Tek parti devletini engelle. Faşizme geçişin özelliği, çok partili siyasi hayatı ortadan kaldırmak veya demokratik rejimi değiştirmek isteyen bir partinin ortaya çıkmasıdır. Aslında bu parti de demokratik yollarla iktidara gelmiş, bir zamanlar demokrasinin usullerini kabul etmişti. Demokrasinin paradokslarından biri de, bir siyasi partinin demokrasinin kurallarına göre oynayarak demokrasinin sonunu getirebilmesidir. Söz konusu parti iktidardayken, tarihsel bir andan faydalanarak demokrasiyi güvence altına alan kurumları yıkmış, ardından da rakiplerinin siyasivarlıklarını ortadan kaldırmıştır.

Önerilen yeni rejim “demokrasi” olarak adlandırılsa bile aslında demokrasi değildir. Güçler ayrılığı, çok partili sistem, demokratik işleyen kurumlar olmadan ve azınlık hakları korunmadan demokrasi olmaz. Faşizmin yolunu çoğunluk demokrasisi açar.

Halkın tek parti devletini onaylaması için referandum yapıldığında oyunu tek parti devletine hayır demek için mutlaka kullan. (Timothy SYNDER, Çeviren: Prof. Dr. Zeynep DİREK)

Yazılarım kategorisine gönderildi | SLOGANIMIZ BU; “KAHROLSUN KURU FASULYENİN PİLAV ÜZERİNDEKİ FAŞİZAN BASKISI!” için yorumlar kapalı

İNSAN OLMAK İÇİN EĞİTİM ŞART!

İNSAN OLMAK İÇİN EĞİTİM ŞART!

Modern kimyanın öncüsü kabul edilen Fransız kimyacı Antoine Lavoisier, 1794’te daha 51 yaşında iken, mahkeme tarafından giyotinle ölüme mahkum edilmişti.

Ancak sükunetini hiç kaybetmeyen Lavoisier, boynunun vurulmasını beklerken dahi kitap okumakta ve yarım kalan araştırmalarına kafa yormaktadır.

Cellat, ünlü kimyacıyı giyotine götürmek için yanına geldiğinde Lavoisier, nerede kaldığını unutmamak için kitabın arasına bir “kitap ayracı” koyar ve arkadaşı, ünlü Matematikçi Langrange’i yanına çağırıp der ki:
– “Kafam sepete düştüğünde gözlerime bak. Eğer iki kere göz kırparsam, insanın kafası kesildikten sonra dahi, beyin bir süre daha düşünmeye devam ediyor demektir.”

Biraz sonra Lavoisier’in giyotinle kesilen kafası sepete düşerken gülümser ve iki kere göz kırpar.

Matematikçi Langrange diyor ki;
– “Lavoisier’in yaşamının son saniyesinde dahi sürdürdüğü ispat arayışı, bilimselliğin yüzyıllar boyu sürecek olan meşalesidir.”

Tarih, Milletlerin ancak ve ancak bilimin değerini, önemini ve gücünü bilen liderler sayesinde ileri gidebildiklerini yazıyor.

Ne mutlu bize ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk de; “Eğer bir gün benim sözlerim bilimle ters düşerse, bilimi seçin” dediği için, bilimin meşalesiyle aydınlanmaya devam ediyoruz, edeceğiz de…

Türkiye’nin G20 ülkeleri arasındaki yerini G10’dan da yukarıya taşıyabilmemiz için, genç-yaşlı, kadın-erkek tüm Vatandaşlarımızın her duyduklarına veya okuduklarına inanmak yerine, önce araştırıp, sonra da dikkatle düşünerek kendi süzgeçlerinden geçirmelerinde büyük yarar vardır.

Ancak onları böyle düşünmeye ve daha çok üretip ihraç etmeye sevkedebilmemiz için, öncelikle eğitim sistemimizi değiştirmemiz ve hızla gelişen teknolojiye, endüstriye, ekonomiye, e-ticarete ve yaşam koşullarına uyumlu hale getirmemiz gerekiyor.

Bana göre Atatürk’ün hedef gösterdiği muasır medeniyetleri sadece yakalamamız yetmez, aşmamız da lazım ki, birlik ve beraberlik içindeki bir Türkiye’nin bunu başarabileceğine yürekten inanıyorum.

İşte bu başarıya ulaşabilmek için, güçlü bir eğitim sistemine ve Cumhuriyet’in aydın öğretmenleri ile onların yetiştireceği Türkiye sevdalısı gençlere olan ihtiyacımız, hava ve suya olan ihtiyacımızdan, asla daha az değildir.

Bu yazıma ilham kaynağı olan; “Ne Güzel Öğretmensin Sen” başlıklı o güzel yazıyı sizinle de paylaşmak için aşağıya kopyalıyorum. Yazar Naim Ünver’in kalemine, yüreğine sağlık.

Bu vesileyle de, sayın Ünver’in şahsında, tüm öğretmenlerimize şükranlarımı ve hürmetlerimi sunuyor, ellerinden öpüyorum.

Selam ve sevgilerimle.

Zafer KARADAĞ
www.harclik.net
1 Temmuz 2018, Taşkent

* * *

NE GÜZEL ÖĞRETMENSİN SEN..

Üzmüşler çocuğu, diğer çocuklar. “Senin baban çöpçü, sen de pis kokuyorsun” demişler. Vicdan duygusu tam gelişmemiştir okul öncesi çocuklarında. Zaman zaman böyle acımasız olabilirler. Sonuçta hepsi çocuk işte. Kırmışlar yavrucağın kalbini.

Çocukların güzel yanıdır gönülleri, kırılsa da çok, hemen toparlanmaya meyillidir. Yetişkinlere benzemez, kin gütmezler. Konuştum babayla. Çok üzüldü, çocuğunun üzülmesine. Dağ gibi adam gözyaşlarını ilk kez ayırdı gözlerinden belki de. “Üzülmek yetmez” dedim, “bir planım var. Dahil olur musun?” Kabul etti seve seve.

“Pis ülke” oyunu oynattım çocuklara bir gün. Türetilmiş (uydurma) bir oyun. Ne bulduysak attık yerlere. Bu arada “kötü koku spreyi” sıktık sınıfa, çocuklar görmeden tabi. Birazdan sınıf dayanılmaz bir kokuya karıştı. Dedim “niye böyle oldu?”, dediler; “öğretmenim çöplerden, pislikten.” “Durun” dedim, “bakın kapıya, biri gelecek, kurtaracak bizi bu pislikten, kokudan.”

Pür dikkat kapıya bakıyor hepsi. Yepyeni sıfır çöpçü kıyafetleri, süpürgesi ve faraşı ile giriyor kahramanımız. Çocuklar büyüleniyor sanki. Bak bak bitiremiyorlar. 1.90 boy. Heybetli mi heybetli çöpçümüz. Başlıyor hemen temizliğe. Ben de pencereleri açıyorum hemen. Temiz hava nüfuz edince, etkisini kaybediyor kötü koku spreyi. Yardımcı öğretmenimiz de yasemin kokulu oda spreyini sıkıyor birkaç fıs. Çocukların gözü bizi görmüyor zaten. Ama içlerine doluyor mis gibi çiçek kokusu.

Sonra yarım ay düzeninde oturuyoruz çöpçünün karşısına. Konuşuyor prova ettiğimiz gibi. “Çöpçüyüm ben” diyor. “Siz sabahları uyurken daha, yada gece yarısı, mahallenizin çöplerini topluyorum. Arkadaşlarım da var. Onlar da topluyor. Çöpler toplanmasa sokaklardan, her yer bugün sınıfınızın koktuğu gibi kokar. Çöpçülük zordur çocuklar. Çok zor iştir.” Anlatıyor uzatmadan. kısa, öz, keskin. Anlattıkça daha da büyüyor adam.

Nasıl dinliyorlar anlatamam. Gözlerini hiç ayırmadan. Hele oğlu. Gurur duyuyor babasıyla ve her sözünde hayran oluyor ona. O bakışa ömür verilir inanın bana. Sonra fotoğraf çektiriyoruz hepimiz kahramanımızla. Alkışlarla ve aşkla uğurluyoruz çöpçümüzü.

Bir baba, bir oğul. Tedavi edilmiş iki yürek. İşimiz bu. Yüreğe dokunmak.

Hanımlar, beyler! Bir çocuğun alın teriyle para kazanan babasının mesleğinden utanmasına dayanamam. Dayanırsam, öğretmen olamam. Ertesi sabah soruyor birkaç veli. “Bizim çocuk akşamdan beri büyüyünce çöpçü olacağım diyor. Siz ne öğretiyorsunuz bu çocuklara Allah aşkına?” Gülümseyerek cevap veriyorum. “İnsan olmayı öğretiyoruz.” (Naim ÜNVER)

Yazılarım kategorisine gönderildi | İNSAN OLMAK İÇİN EĞİTİM ŞART! için yorumlar kapalı

BU BALIĞI DA YEDİM, ARTIK YAPACAĞIM TEK ŞEY, VERGİLERİN İNMESİNİ BEKLEMEK OLACAK!

BU BALIĞI DA YEDİM, ARTIK YAPACAĞIM TEK ŞEY, VERGİLERİN İNMESİNİ BEKLEMEK OLACAK!

Padişah vergileri %34 artırdıktan birkaç gün sonra Sadrazama;
– “Git Halkın arasında dolaş, vergilere alışmışlar mı bak bakalım?” demiş. Sadrazam da, tebdili kıyafet edip halkın nabzını tuttuktan sonra;
– “Hünkarım, halkın suratı biraz asık, canları da sıkılmış ama yine de işlerine devam ediyorlar…” deyince Padişah şu yorumu yapmış.
– “İyi, demek ki sorun yok, yakında alışırlar…”

Bir süre sonra Padişah %49 oranında yeni vergiler salmış ve Sadrazam da halkın arasında dolaşıp gördüklerini, duyduklarını aktarmış;
– “Padişahım, bu kez Halkın suratı çok asık. Selam dahi versem, dövecek gibi bakıyorlardı, inanın suratlarından düşen bin parça. Acaba bu kez vergileri çok mu artırdınız?” Gülmüş Padişah;
– “Boşuna endişelenmişsin, bunlar normal, yakında alışırlar.” demiş.

Derken bir gün, Padişah yine bir fermanla %42 kadar yeni bir vergi daha ilan etmiş ve Sadrazamı yine tebdili kıyafetle Halkın arasında dolaşmaya göndermiş. Bu defa yüzünde güller açarak saraya dönen Sadrazam;
– “Hiç merak buyurmayın Hünkarım, kullarınız gayet neşeli, gülüyorlar, sokaklarda şarkılar söyleyip oyunlar oynuyorlar…” demiş ama Padişahın tepkisi bambaşka olmuş;
– “Eyvah!” demiş, “eğer Halk gülüp oynamaya başladıysa, durum çok kötü, artık hiçbir şeyi umursamıyorlar demektir. Hemen vergileri indirelim yoksa yakında sarayı basarlar, perişan oluruz…”

***

O hesap, ben de aşağıdaki balığı yerken, televizyondaki seçim sonuçlarını görünce bir de baktım ki, kalkmış oynuyorum, üstüne de Muğla türküleri söylüyorum.

Dostlar, işte o an çok umutlandım, demek ki artık vergilerin inmesi yakındır! :)

Şaka bir yana, dün yapılan 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimi sonuçlarının Vatanımıza ve Milletimize hayırlı olmasını diliyorum.

Selam ve sevgilerimle.

Zafer KARADAĞ
www.harclik.net
25 Haziran 2018, Taşkent

Yazılarım kategorisine gönderildi | BU BALIĞI DA YEDİM, ARTIK YAPACAĞIM TEK ŞEY, VERGİLERİN İNMESİNİ BEKLEMEK OLACAK! için yorumlar kapalı

İNSAN OTURDUĞU KOLTUĞA ZEHİR KUSAR MI?

İNSAN OTURDUĞU KOLTUĞA ZEHİR KUSAR MI?

Atatürk’ün 98 yıl önce “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir!” diyerek açtığı TBMM’nin şimdilik başkanı İsmail Bey, hasbelkader oturduğu o şerefli koltuğu kirleten zehirli lakırtılarına, ne yazık ki devam ediyor!

Şimdi de; “Abdülhamit Han ile Tayyip Bey arası duraklama dönemidir” diyerek, Atatürk’e ve Cumhuriyetimize duyduğu o meşum kini bir kez daha kusmuş!

Yüksek tansiyon hastası olduğum için, böyle nahoş durumlarda sakinleşmek için hemen Mevlana Hazretlerini anıyorum. Ne güzel söylemiş Hazret;

“Suskunluğum asaletimdendir.
Her lafa verilecek bir cevabım var.
Lakin bir lafa bakarım laf mı diye,
bir de söyleyene bakarım adam mı diye.”

Sabır dileklerimle.

Zafer KARADAĞ
www.harclik.net
15 Nisan 2018, Tanta

Yazılarım kategorisine gönderildi | İNSAN OTURDUĞU KOLTUĞA ZEHİR KUSAR MI? için yorumlar kapalı

BİRİ TRUMP’A HATIRLATSIN! “BARIŞ, AMERİKA’YA DA LAZIM!”

BİRİ TRUMP’A HATIRLATSIN! “BARIŞ, AMERİKA’YA DA LAZIM!”

6 yıldır öğrenmeye çalışıyoruz; “Kardeşim Esad” diye yere göğe sığdıramadığınız o cici çocuk size ne yaptı ki, bir gecede “Katil Eset!” diye bir kaka çocuğa dönüştürdünüz? Cevap yok!

Esad’ı sevsek te, sevmesek te, kimyasal silah yalanıyla alaşağı edilen komşusu, Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in başına gelenleri bile bile ve de tüm Dünyanın gözü üstündeyken, kimyasal silah kullanarak kendi halkını öldürecek kadar salak biri olmadığını kabul etmek zorundayız.

Daha vahimi ise şu; Suriye, “Kimyasal silah kullanmadım, Birleşmiş Milletler gelsin, kontrol etsin” diye resmi açıklama yaptığı halde, bu kontrolü beklemeden harekete geçen Amerika’nın, günlerdir sağır sultana bile duyurduğu saldırı için, mübarek Miraç kandilini bile bile dün geceyi seçmesi, tüm İslam alemine yönelik bir hakaret mesajı da içerdiği halde, Türkiye’nin destek mesajı yayınlaması çifte talihsizliktir!

Oysa; “Eyy Trump! Sırf ekonomini geliştirmek için, ABD ve emperyalist ortakları tarafından yaratılan IŞİD öcüsüne ve BOP balonuna dayalı senaryolar ve insanların kimyasını bozan uydurma bahaneler üreterek daha çok silah satmaya çalışıyorsun! Sayenizde yüzbinlerce Suriyeli öldü, milyonlarca sivil de evinden, barkından hatta vatanından oldu! Ama unutma ki, birgün gelir, barış Amerikalılara da lazım olur!” demek bize daha çok yakışırdı!

Atatürk’ün bizimle birlikte tüm insanlığa bıraktığı en kıymetli vasiyet olan; “Yurtta sulh, cihanda sulh!” ilkesini çiğneyerek, Suriye’de çıkan kardeş kavgasında yangına körükle giden AKP Hükümeti, daha çok kardeş kanı dökülmesine yol açan bu vebalin hesabını tarih önünde mutlaka verecektir!

16 yılda defalarca “kandırıldığını” ve “aldatıldığını” ikrar ederek cehaletini cümle aleme ilan eden AKP’li yöneticiler artık bizi daha büyük kötülüklere gark etmesinler diye, Peygamber Efendimizin şu hadisini hatırlatmak istiyorum; “Cehalet bütün kötülüklerin anasıdır!”

Yüce Allah, Ülkemizi yönetenlere akıl, fikir, izan ve vicdan ihsan eylesin inşallah, amin!

Selam ve sevgilerimle.

Zafer KARADAĞ
www.harclik.net
14 Nisan 2018, Tanta

Yazılarım kategorisine gönderildi | BİRİ TRUMP’A HATIRLATSIN! “BARIŞ, AMERİKA’YA DA LAZIM!” için yorumlar kapalı

BENİM DÜNYAM 10 YILDIR EKSİK…

BENİM DÜNYAM 10 YILDIR EKSİK…

Bugün sevgili Babacığımın Cennet’e gidişinin 10. sene-i devriyesi, O’nu rahmetle, hürmetle ve hasretle anıyorum.

O’na olan sevgim ve özlemim son nefesime kadar büyümeye devam edecek.

Hayatınızda ikamesi mümkün olmayacak değerlerden ikisi; Baba sevgisi ve Baba duasıdır, yaşarken onların kıymetini bilin ve hayır dualarını kazanmaya gayret edin lütfen.

Selam ve sevgilerimle.

Zafer KARADAĞ
www.harclik.net
27 Şubat 2018, İstanbul

Yazılarım kategorisine gönderildi | BENİM DÜNYAM 10 YILDIR EKSİK… için yorumlar kapalı

ÇİN YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN

ÇİN YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN

Değerli Kardeşlerim, Dostlarım ve İş Arkadaşlarım,

Çin takvimine göre yeni bir yıla daha girerken, sizlere ve ailelerinize sağlıklı, mutlu, barış dolu ve bereketli bir Köpek Yılı diliyorum.
🇹🇷
祝福您及您的家人幸福快乐、万事如意、身体健康、恭喜发财、富贵平安、狗年大吉。
🇨🇳
I wish a healthy, happy and prosperous year for you and your families in the Year of the Dog.
❤️
Selam ve sevgilerimle.

Zafer KARADAG
www.harclik.net
14th Feb. 2018, Egypt
🌹
Sayın Büyükelçimiz Emin ÖNEN’in Çin yeni yılı mesajı /
来自土耳其驻华大使的新春祝福 /
New Year message of our Turkish Ambassador to China :
https://weibo.com/tv/v/G2kZsw0K5…
🌹
Sayın Başkonsolosumuz Sabri Tunç ANGILI’nın Çin yeni yılı mesajı /
土耳其驻上海总领事:安铜 /
New Year message of our Turkish Consul General in Shanghai :
www.kankanews.com/a/2018-02-13/0038338036.shtml
🌹
Türk Hava Yolları’nın Çin yeni yılı mesajı /
土耳其航空公司 /
New Year message of our Turkish Airlines :
https://mp.weixin.qq.com/s/Tui0wG43t-Q6aIz20Z-Yzw

Yazılarım kategorisine gönderildi | ÇİN YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN için yorumlar kapalı

“TAMAM AĞZINLA KARGAYI TUTMUŞSUN AMA HANİ ONUN AĞZINDAKİ PEYNİR?”

“TAMAM AĞZINLA KARGAYI TUTMUŞSUN AMA HANİ ONUN AĞZINDAKİ PEYNİR?”

Değerli Gazeteci Özcan ÖZGÜR’ün “Türkiye’de Bir İlk Muğla’da…” başlıklı bugünkü köşe yazısını (www.hamlegazetesi.com.tr/turkiyede-bir-ilk-muglada/) okurken içimi buruk bir mutluluk kapladı.

Bunun iki sebebi var…

İlki şu, “Kos’daki satıcı ‘Cilt güzelliği’ diyor, ‘yüzünüze sürün’ diye ekliyor.” cümlesini okuduğumda adama hak verdim, bence de doğru söylemiş ve Özgür’ün köşesine konuk olmayı hak etmiş.

Lakin bendeki burukluğun sebebi başka, o Yunanlının bugün yaptığını, bendeniz 12 yıldır Çin’de yapıyorum.

1986 yılında çekilen ekteki fotoğrafa bir bakalım, Şanghay’daki ofisimizin tabelasında neler varmış?

Herşeyden önce Çin’deki şirketimizin adına bakar mısınız; Karya yani Muğla’mın eski adı, logomuz da zeytin dallarının arasından barış ve dostluk mesajı veriyor.

Muğla Bacası’nın anlamını ve haritadaki yerini anlatmak için ne kadar dil döktüğümüzü tahmin bile edemezsiniz.

Ayrıca tabelada Türk Bayrağı var, Türkiye haritası var ve haritanın ortasında çok etkili bir sloganımızın Çince ve İngilizce’si yer alıyor, kısaca biz diyoruz ki;

“TÜRK ZEYTİNYAĞI SAĞLIK VE GÜZELLİK KATAR”

Tabelanın solundaki kalbi sarmalayan iki zeytinyağı şişesi ile zeytinyağının kalbi koruduğuna vurgu yapmıştım.

Türkiye’de kalp rahatsızlıklarının en az görüldüğü bölgenin, kalp krizinden ölümlerde de en düşük orana sahip olan Ege Bölgesi olduğunu, bunun temel sebebinin de, kişi başına zeytiyağı tüketiminin yıllık 20 kg civarında yani Ülke ortalamasının 10 kat üzerinde gerçekleştiğini söylediğimde, bunu duyan Çinlilerin çoğu o gün, bugündür zeytinyağı tüketiyordur.

Yüzüne yasladığı zeytinyağı şişesiyle poz veren sağdaki hanımefendinin verdiği mesajı soranlara ise, zeytinyağının güzelliklerine güzellik katacağını söylüyor ve ailecek Türkiye’den valizlerimizde getirdikten sonra 50 mililitrelik şişelere doldurduğumuz Türk zeytinyağını o meraklı Çinlilere ücretsiz dağıtıyorduk.

Yazıya ilişkin diğer burukluk gerekçem ise Muğla’da kurulan Analiz Laboratuvarından kaynaklanıyor. Lafı eğip bükmeden şunu baştan ifade edeyim ki, bu laboratuvarın Muğla’mıza kazandırılması çok önemli bir hizmettir, katkısı bulunan herkese şükranlarımı sunuyorum.

Özellikle Muğla bölgesinde yetiştirilmekte olan zeytinlerin ve üretilen zeytinyağlarının pazarda hak ettikleri gerçek paya ulaşmaları için, bu laboratuarın ciddi bir katma değer yaratacağına içtenlikle inanıyorum.

Ekmeğinizi Memecik’ten üretilmiş bir zeytinyağına bandırdığınızda aldığınız lezzeti ve duyduğunuz güzel kokuyu başka hiçbir zeytinden alamazsınız, Memecik’i üstün kılan polifenol zenginliği ise adeta onun tacıdır.

Çocukluğumda, yani yaklaşık 50 yıl önce bahçemizden hasat ettiğimiz ilk parti zeytinleri, rahmetli Dedem Hamdi İncili ile, Muğla’dan Bayır’daki sıkımcıya götürürken (o kadın ve erkek işçilerin gözümüzün önünde çizmeleriyle ezerek sıktıkları erken hasat zeytinyağının kokusu ağır ama lezzeti eşsiz olurdu), O’na dağlardaki zeytinleri gösterip, onları kimin topladığını sormuştum.

O gün Dedemin; “Zafer, o aşısız ağaçların zeytinleri aslında daha lezzetlidir ama ağaçlar sahipsiz ve sarp yamaçlarda olduğu için kimse toplamaz, eğer benim bacağım sağlam olsaydı (Rahmetliyi hatırlayan Hemşehrilerim mutlaka vardır, üzerine yıkılan duvar yüzünden bir bacağını kaybetmişti), çıkıp toplamak isterdim.” deyişini hiç unutmadım, ne zaman Muğla-Aydın arası yolculuk yapsam hep o sohbetimizi hatırlarım, bu vesileyle sizinle de paylaşmak istedim.

Tekrar laboratuvara dönecek olursak…

Keşke benim 15 yıl önce verdiğim bazı emekler heba edilmeseydi ve uluslararası akreditasyonu olan böyle bir laboratuvarı 2003 yılında Muğla’ya kazandırmış olsaydık.

Devletimin kasasından tek bir Euro dahi çıkmadan kurulmasını sağlayacak bir alt yapı oluşturmayı başarabilmiştim ama sakalım olmadığı için beni dinlemeyen siyasilere ve bürokratlara bu laboratuvarın önemini anlatamamıştım.

Kendimi tekrar etmek istemiyorum, eğer bu konuyu da dile getirdiğim; “BİR GAZETECİYE AÇIK MEKTUBUMDUR” başlıklı o eski yazımı okumak isterseniz, lütfen şu linki tıklayın; http://harclik.net/?p=735

Uzun sözün kısası, “Komşunun tavuğu komşuya kaz görünürmüş”, Yunanlı satıcı zeytinyağı cilde iyi gelir dediğinde köşe yazılarına misafir oluyor, biz daha iyisini hem de yıllar önce yapmış olsak bile, “TAMAM AĞZINLA KARGAYI TUTMUŞSUN AMA HANİ ONUN AĞZINDAKİ PEYNİR?” diye hesap soruyorlar. :)

Mısır’dan selam ve sevgilerimle.

Zafer KARADAĞ
www.harclik.net
5 Şubat 2018, İskenderiye

Yazılarım kategorisine gönderildi | “TAMAM AĞZINLA KARGAYI TUTMUŞSUN AMA HANİ ONUN AĞZINDAKİ PEYNİR?” için yorumlar kapalı

ORDU–MİLLET OLMAMIZIN YARATTIĞI FARKINDALIK

ORDU–MİLLET OLMAMIZIN YARATTIĞI FARKINDALIK

Beşinci gününe giren Zeytin Dalı Harekatı, Suriye’deki kanlı kardeş kavgasını, kendi meşum Kürdistan emeli için kullanarak Güney sınırlarımızı tehdit etmeye başlayan ve hala o kahrolası BOP hayalini kurmaya devam eden, sözde dostumuz ABD ile birlikte bir koridor yaratmaya çalışan bölücü terör örgütlerini imha etmeye yöneliktir.

Böylece hem Suriye’nin toprak bütünlüğünü, hem de kendi sınırlarımızı yani Vatanımızı korumak için canı ve kanı pahasına bu harekata girişen Mehmetçik sayesinde, Dünya bir kez daha gördü ki, Türkiye Cumhuriyeti yıkılmaz bir kaledir!

Çünkü aramıza serptikleri nifak tohumlarıyla Milletimizi ayrıştırmaya yönelik kirli politikalar üreten, dayatan ve uygulayan iç ve dış düşmanlara inat, Meclis’te temsil edilen ve edilmeyen partilerimizin tamamına yakını, saygın bir Milli Birlik tavrı sergileyerek Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Zeytin Dalı Harekatı’na sahip çıktılar.

Milletçe bir kez daha bir olduk, birlik olduk ve büyük önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK’ün o sözünü haykırdık; “Mevzu bahis Vatansa, gerisi teferruattır!”

Binlerce yıllık devlet geleneğine sahip olan Türk Milleti’ni seçkin kılan en önemli tarihsel özelliklerinden biri de, “Ordu-Millet” ya da “Asker-Millet” olmasıdır, bir başka deyişle bizim Ordumuzla Milletimiz, ayrılmaz bir bütündür.

Bu nedenle, sadece Şehit haberlerinde değil, Mehmetçiğimizin ayağına taş değdiğinde bile bizim kalbimiz kanar, kahroluruz!

Şanlı Ordumuzun bu seferden de zaferle döneceğine, sadece Vatan topraklarımıza göz dikenlerin gözlerini çıkartmakla kalmayıp, komşumuzda akan kardeş kanının bir an önce durmasına da katkı sağlayacağına yürekten inanıyorum.

Afrin’de şehit olan üç kahramanımız; Astsubay Musa Özalkan, Üsteğmen Oğuz Kaan Usta ve Uzman Çavuş Mehmet Muratdağı’nı rahmetle anıyor, ailelerine ve Milletimize başsağlığı diliyorum, mekanları Cennet olsun.

Yüce Allahım Ordumuzu her daim muzaffer eylesin ve Gazilerimize de acil şifalar versin inşallah.

En içten saygı ve sevgilerimle.

Zafer KARADAĞ
www.harclik.net
24 Ocak 2018, Kahire

Yazılarım kategorisine gönderildi | ORDU–MİLLET OLMAMIZIN YARATTIĞI FARKINDALIK için yorumlar kapalı