BUGÜN 9 EYLÜL, GÜZEL İZMİR’İMİZİN KURTULUŞUNUN 98. YILDÖNÜMÜ KUTLU VE MUTLU OLSUN!


BUGÜN 9 EYLÜL, GÜZEL İZMİR’İMİZİN KURTULUŞUNUN 98. YILDÖNÜMÜ KUTLU VE MUTLU OLSUN!

“Saygıdeğer İzmirliler,
Siz çok üzüldünüz; çünkü çok acılar ve eziyetler gördünüz.
Mutlusunuz, çünkü bütün memleket sizi kutsal bir kurtuluş hedefi olarak kabul etmiştir.
Ahmak düşman buraya gelmeseydi, belki bütün memleket dikkatsizlikte dalmış olarak kalırdı.
Siz bütün millet adına, bütün memleket adına sıkıntı çektiniz.
Fakat bugün bu sıkıntının ödülüne sahipsiniz.
Tebrik ederim.

Bütün dünya duysun ki,
EFENDİLER; ARTIK İZMİR HİÇBİR KİRLİ AYAĞIN ÜZERİNE BASAMAYACAĞI KUTSAL BİR TOPRAKTIR!

(Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün İzmir Belediyesinin balkonunda yaptığı konuşmadan, 1925)

Nice 9 Eylül’lere sağlık, huzur, barış, bereket, birlik ve beraberlik içinde kavuşmamızı yürekten diliyorum.

Selam ve sevgilerimle.

Zafer KARADAĞ
www.harclik.net
9 Eylül 2020, Taşkent

Yazılarım kategorisine gönderildi | BUGÜN 9 EYLÜL, GÜZEL İZMİR’İMİZİN KURTULUŞUNUN 98. YILDÖNÜMÜ KUTLU VE MUTLU OLSUN! için yorumlar kapalı

CORONA GÖLGESİNDE BURUK BİR ZAFER BAYRAMI


CORONA GÖLGESİNDE BURUK BİR ZAFER BAYRAMI

Bugün, takvim yapraklarının en kıymetlilerinden biri olan 30 Ağustos, Zafer Bayramımız kutlu ve mutlu olsun!

Tarih sahnesinden yok edilmek istenen Türk Milletinin, içine düştüğü tüm zorluklara rağmen, yüreğinde asla sönmeyen istiklal tutkusu ve vatan sevgisiyle, canı pahasına, kanı pahasına verdiği Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktası olan 30 Ağustos 1922 Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin 98’inci yıl dönümünü kutluyoruz.

Zafer Bayramını kıvançla kutladığımız bu müstesna günde, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi bir kez daha rahmetle, hürmetle, minnetle ve şükranla anıyoruz.

Ne yazık ki, 23 Nisan ve 19 Mayıs’daki Milli Bayramlarımız gibi, bu muhteşem bayramın coşkuyla kutlanması da Corona engeline takıldı!

Oysa daha 4 gün önce, gerekli pandemi önlemleri uygulanarak yapılan 1071 Malazgirt Zaferi kutlaması gibi, pekala 30 Ağustos Zafer Bayramımız da coşkuyla kutlanabilirdi.

Sahi, Türkiye’ye asla yakışmayan bu çifte standart niye?

Örneğin, 2 milyar lira borç içinde parasızlıktan kıvrandığı için, sahip olduğu tam teşekküllü hastaneyi bile satışa çıkaran Konya Büyükşehir Belediyesi, 319 bin lira harcayarak Malazgirt’te kurduğu kutlama çadırının bir benzerini de Kocatepe’de kurdu mu acaba?

Şunu da ifade edeyim, üstte yazdıklarımı Corona ile mücadeleyi önemsemiyormuşum gibi algılayıp sulandırmak isteyenlere, yani salgına ilişkin gerekli uyarılar, tedbirler ve kısıtlamalar konusunda ne kadar duyarlı olduğumu merak edenlere, www.harclik.net sitesindeki makalelerime göz atmalarını öneririm.

Ben, 2004 yılından beri Çin’de yaşayıp ticaret yaptığım için, Coronanın etkili olduğu Ocak ayından itibaren, yani Türkiye’nin çekirdek çitleyerek seyrettiği ilk günlerden başlayarak, pek çok önemli bilgi paylaşımında bulundum.

Amatör bir yazar olarak, 1999’dan beri yayında olan www.harclik.net adresindeki kişisel sitemde kaleme aldığım, Corona konulu 40’dan fazla makale ile yaklaşmakta olan tehlikenin büyüklüğüne dikkat çekmeye çalıştım.

Henüz Ülkemize gelmediği (!) halde, çevre ülkelerde bolca görülen Coronavirüs vakaları için; “bu sadece kar topu, arkadan çığ gelecek, acil önlemler almamız lazım!” demiştim, dün itibariyle Türkiye’nin toplam Corona vakası 267.064, vefat sayısı ise maalesef 6.284 ve bu lanet virüs can almaya devam ediyor!

Ayrıca, o günlerde Çin’de yaşanan ekonomik çöküntüye bakarak, bunun Türkiye için bir fırsat olduğu balonunu uçuran, ihracatımızın rekorlar kıracağını söyleyebilen aklı evvelere itibar etmememiz gerektiğini, zaten zor bir süreçten geçen Türkiye ekonomisinin de Coronadan mutlaka olumsuz etkileneceğine dikkat çektim.

Fakat çok daha önemlisi, arkadan geleceği kesin olan ekonomik tsunaminin altında kalmamamız için, acil ve etkili tedbirler almamız gerektiğini defalarca söyledim, keşke yanılsaydım ama ihracatımızın bir önceki yıla göre yüzde 41 azaldığı aylar gördük.

Bunlara benzer samimi uyarılarıma halen de devam ediyorum.

Malumunuz CoViD-19, Aralık ayının ikinci yarısında Wuhan’da ortaya çıktı ve Çin’in fiziken kalbi sayılan bir coğrafyada 12 milyon nüfusuyla etkili bir üretim ve ticaret merkezi kabul edilen bu şehirden ülkenin her yerine çok hızlı bir şekilde yayıldı.

Eğer bunun biyolojik bir silah olduğu kanıtlanırsa, bu şehrin bilinçli olarak seçildiği ortaya çıkacaktır.

Yıllardır Wuhan’da yaşayan ve 3 tane dil okulu sahibi olan hemşehrim ve başarılı bir Türk girişimcinin öğrencilerinden birinin babası Wuhan Emniyet Müdürü, bir diğerinin babası da en büyük hastanenin başhekimi olduğu için, doğru ve önemli bilgileri kaynağından öğrenerek, Ocak-Ağustos aralığında kaleme aldığım ve kendi web sitemde sosyal medya hesaplarımda paylaştığım yaklaşık 40 makalemde kullandım.

Amacım idarecilerimize Corona virüsü Ülkemize gelmeden önce gerekli ve etkin önlemleri almaları için katkıda bulunmaktı ama maalesef kendim yazdım, kendim okudum.

Bu çerçevede hatırlatmak istediğim bilgilerden biri şu;

Çok çarpıcı bir iddiaya göre, önce Wuhan’da, sonra da Avrupa’nın değişik ülkelerinde ilk Corona teşhisi konulan hastaların “tamamına yakını”, Aralık ayında aynı gün, aynı saatte; ya giden yolcu, ya gelen yolcu olarak, ya da yolcu karşılamak veya uğurlamak için WUHAN TREN İSTASYONU’nda kısa veya uzun bir süre bulunmuşlar, eğer doğruysa buna sadece tesadüf demek, insanların aklıyla alay etmek olur.

Ve eğer ABD Başkanı Donald Trump haklı çıkar da, Corona virüsünün Çin tarafından bir laboratuvarda üretilerek Dünyaya yayılan bir biyolojik silah olduğu kanıtlanırsa, bu kanıt 3. Dünya Savaşının da fitili olacaktır!

Doğruluğundan emin olduğum diğer bilgi ise şu;

Çin’de geçmiş yıllarda yaşanan SARS ve benzeri salgınların ne kadar ağır seyrettiği ve hayatı kilitlediği bilindiği için, hali vakti yerinde olan Çinliler ve yabancılar, hiç zaman kaybetmeden çok hızlı bir şekilde Çin’i terk ettiler.

Aralık sonu ve Ocak-Şubat aylarında Çin’den Avrupa’ya, Amerika’ya ve özellikle gelişmiş ülkelere ya da turistik destinasyonlara tam dolu giden uçaklar, dönüş için yolcu bulamadıklarından boş döndüler.

İşte Corona virüsü de o uçaklarla giden yolcular eliyle tüm Dünyaya yayıldı, bence bunun etkisi Alibaba ve Amazon üzerinden satılan Çin malı ürünlerden bulaşma riskinden binlerce kat daha fazladır.

Avrupa’da en büyük yıkımın İtalya’da yaşanması da tesadüf değildir, çünkü yaşlı kıtada en çok Çinli nüfusa evsahipliği yapan ülke İtalya’dır.

Söylediğim tarihlerde Çin’den kaçarak İtalya’ya ve Avrupa’ya kapağı atan Çinlilerin ve Avrupalıların yanlarında getirdikleri o tehlikenin yıkıcı boyutunu henüz fark edemeyen ve bu yüzden gerekli tedbirleri almakta geciken ülkeler de gafil avlandılar.

Bu bağlamda, bir de Coronanın Türkiye’yi nasıl etkisi altına aldığına bakalım.

Benzer bir şekilde Ülkemize göz göre göre Corona virüsü taşıyanların, ağırlıklı olarak;
1- İran’ın Wuhan’ı olan Kum kentinden gelen turistler,
2- Umreden dönen Vatandaşlarımız,
3- Uzun zaman “biz Türküz, bize bi şeycikler olmaz!” diyerek ilk vakaları, bütün komşularımız kırmızıya boyandıktan sonra yani en son açıklayan Sağlık Bakanlığımızın yarattığı sahte “Coronasız Türkiye” imajına kanıp, Avrupa’dan kaptıkları virüsleri Ülkemize getiren turistler ve Avrupa’da yaşayan Vatandaşlarımız olduğu görülüyor.

Bizim asıl sormamız gereken şu;

Türkiye’nin Corona faturasını Wuhan’daki Wang amcaya mı keselim,

yoksa üstte sıraladığım 3 maddede açıkladığım on binlerce riskli yolcu Türkiye’deki havalimanlarına indiğinde, “sadece ve sadece” lütfen kurduğu termal kameraların önünden geçerken ateşlerini ölçmekle yetindiği halde; “biz gerekli tüm tedbirleri aldık ve uyguluyoruz” diyen ve gözümüzün içine bakaaa baka, “Coronayla mücadelede Dünyanın en başarılı ülkelerinden biriyiz” diye beyanat veren, çok bilmiş idarecilerimize mi?

Sözün özü; acı gerçek şu ki, verilecek hiçbir cevap Türkiye’nin dün itibariyle kaybettiği 6.284 Vatandaşımızı, çok değerli doktorlarımızı ve yetişmiş insanlarımızı geri getirmeyecek.

Yüce Allahım hepsine rahmet eylesin, hastalarımıza da acil şifalar versin.

Son olarak, size 6 aydır şahsen şahit olduğum bir başka tabloyu aktaracağım.

Şu an bulunduğum Özbekistan’da ilk Corona vakası 15 Mart’ta ortaya çıktı.

Tıbbi bir seminer için Paris’e giden, özel hastane sahibi bir doktor hanımın, Taşkent’e döndükten 4 gün sonra gösterdiği semptomlar sonucu yapılan PCR testi pozitif çıktı ve ilk vaka olarak açıklandı.

O hasta çok şanslıydı ve iyileşti, ancak geldiğinin ertesi günü hoşgeldin ziyaretine gelen bir doktor arkadaşına bulaştırdığı CoViD-19 yüzünden maalesef o doktor hayatını kaybetti ve Özbekistan’daki ilk vefat olarak kayıtlara geçti.

Salgının Dünyadaki gidişatını yakından takip etmekte olan Özbekistan Cumhurbaşkanı ve ilgili Bakanlar, Corona ile mücadele kapsamında attıkları hızlı ve kararlı adımlarla, Dünya Sağlık Örgütü’nün de takdirini kazanan bir başarıya imza attılar.

1 Haziran’da “normalleşme” kararı alındığında, geride kalan 78 günlük mücadele sürecinde 34 milyon nüfusa sahip olan Özbekistan’daki toplam vaka sayısı 3.623, vefat sayısı ise sadece 15 idi.

Ancak bir de bugün geldiğimiz noktaya bakalım.

Ekli tabloda göreceğiniz gibi, “normalleşerek” (!) geçirdiğimiz ikinci 89 günde vaka sayısı, ilk 78 güne nazaran yüzde 1.050 artarak 41.424 hastaya ulaştı.

Ölümlerdeki artış oranı ise tek kelimeyle korkunç! Yüzde 2.000 (iki bin) artış yaşandı ve dün itibariyle 313 Özbek kardeşimiz Coronaya yenildi! Allah rahmet eylesin.

İnşallah tedavi görmekte olan 2.456 hastadan hiçbiri hayatını kaybetmez,

Türkiye’deki, Özbekistan’daki ve tüm Dünyadaki hastalara acil şifalar diliyorum.

Velhasılı, Coronanın gerçekten şakası yok, lütfen bu savaşın asıl kahramanları olan doktorlarımızın uyarılarına kulak verelim ve maske-mesafe-hijyen üçlüsünü hayatımızın merkezinde tutalım.

Görünen o ki, Türkiye’yi çok zor bir Sonbahar ve Kış bekliyor, Allah yardımcımız olsun ve idarecilerimize daha fazla akıl, fikir ve eleştirilere kulak verme olgunluğu ihsan eylesin inşallah, amin.

Sağlıklı, huzurlu ve Coronadan ırak, güzel günler ve doyasıya kutlayacağımız bayramlar dilerim.

Selam ve sevgilerimle.

Zafer KARADAĞ
www.harclik.net
30 Ağustos 2020, Taşkent

Yazılarım kategorisine gönderildi | CORONA GÖLGESİNDE BURUK BİR ZAFER BAYRAMI için yorumlar kapalı

SADECE VAKALAR DEĞİL, CORONAYA ŞEHİT VERDİĞİMİZ DOKTORLARIMIZ VE SAĞLIK ÇALIŞANLARIMIZ DA ARTIYOR!

SADECE VAKALAR DEĞİL, CORONAYA ŞEHİT VERDİĞİMİZ DOKTORLARIMIZ VE SAĞLIK ÇALIŞANLARIMIZ DA ARTIYOR!

Coronaya karşı verdiğimiz amansız savaşta enfekte olan ve hayatını kaybeden insanlarımız gibi, en ön cephede çarpışan doktorlarımız ve sağlık çalışanlarımızdan hayatını kaybedenlerin sayısı da, ne yazık ki her geçen gün artıyor.

Bu lanet virüse yakalanan insanlarımızı kurtarmak için gözlerini kırpmadan kendilerini riske atan ve bu nedenle hayatlarını kaybeden bu kahramanlar da birer şehittir.

Diyanet İşleri Başkanlığı diyor ki;

Hükmî Şehid (Ahiret şehidi): Hakikî şehidin şartlarından bir kısmını taşımaması sebebiyle yıkanıp kefenlenen ve ahiret itibariyle şehid sayılanlardır.

Birçok hadiste; deprem, yangın, sel gibi tabii afetler ve salgın hastalıklar gibi sebeplerle ölen müslümanlar hükmî şehid sayılmışlardır. (Bkz., Mâlik, Cenâiz 36; Buhârî, Cihâd 30, Tıb 30; Müslim, İmâre 164-166; Ebû Dâvûd, Cenâiz 11, 16; Nesâî, Cenâiz 14)

İlgili hadislerden, söz konusu kimselerin hükmî şehid sayılmalarının nedeninin ölüm anında çektikleri sıkıntı ve acılar olduğu anlaşılmaktadır.

Allah tüm Şehitlerimize ve Corona yüzünden hayatını kaybeden Vatandaşlarımıza gani gani rahmet eylesin, mekanları Cennet olsun inşallah.

Sağlıklı, huzurlu ve Coronadan ırak, güzel günler diliyorum.

Selam ve sevgilerimle.

Zafer KARADAĞ
www.harclik.net
27 Ağustos 2020, Taşkent

***

İKİ GÜN İÇİNDE 4 DOKTORUMUZ DAHA CORONA KURBANI OLDU!

Türk Tabipleri Birliği (TTB), “Bir haftada beşinci meslektaşımızı yitirdik” diyerek bir acı haber daha verdi: Dr. Turgut Erkutlu, COVID-19 sebebiyle hayatını kaybetti. Corona virüsü salgınının başından itibaren 5 aydır en önde, izin yapamadan, dinlenemeden ve canlarını hiçe sayarak savaşıyorlarken, sağlık çalışanlarından gelen kötü haberler sıklaştı.

Geçtiğimiz haftalarda Şanlıurfa Viranşehir’de bir tıp merkezinde görev yapan 46 yaşındaki doktor Abdurahman Demir’in corona virüsü sebebiyle hayatını kaybettiği haberi gelmişti. Türk Tabipleri Birliği (TTB) ise, sadece iki gün içinde 4 doktorun corona virüsü nedeniyle hayatını kaybettiğini duyurdu. Önce Aile hekimi Dr. Engin Ünaldı, Ağrı’da görev yapan Uzm. Dr. Ahmet Aydın Şener, Prof. Dr. Refik Çaylan ve son olarak da Dr. Turgut Erkutlu, corona virüsü sebebiyle hayatını kaybetti.

‘SESİMİZİ DUYAN VAR MI?’
TTB bu acı haberi #Ölüyoruz etiketi ile paylaştı:
*
#Ölüyoruz
“Bir haftada beşinci meslektaşımızı yitirdik.
Mersin Şehir Hastanesi’nde görev yapan, Dr. Turgut Erkutlu’yu da Covid-19 nedeniyle kaybettik.
Sesimizi duyan var mı?
Acımız tarifsiz.
#Ölüyoruz

Yazılarım kategorisine gönderildi | SADECE VAKALAR DEĞİL, CORONAYA ŞEHİT VERDİĞİMİZ DOKTORLARIMIZ VE SAĞLIK ÇALIŞANLARIMIZ DA ARTIYOR! için yorumlar kapalı

CORONANIN ŞAKASI YOK! ANLAYIN ARTIK!!!


CORONANIN ŞAKASI YOK! ANLAYIN ARTIK!!!

Bu lanet virüsün hiç şakası yok, an itibariyle (19.08.2020, TSİ 11:34) Türkiye’de 6.016, Dünya genelinde 784.722 kişinin canını aldı!

Pençesini geçirdiği 22.324.108 kişiden 6.064.060’ı halen hastalıkla cebelleşiyor, yoğun bakımda veya entübe olan hasta sayısı 62.066, taburcu edilen 15.065.326 şanslı insan iyileştiği için mutluyuz ama çoğu, akciğerlerindeki tahribatın etkisini hayatları boyunca çekmeye devam edecek.

Durum bu kadar ciddi ama gel gör ki, bizim halkımız çok şakacı, hala maske-mesafe-hijyen ile dalga geçmeye devam ediyorlar!

Keşke imkanım olsa da, her birini kulağından tutup oturtsam ve aşağıdaki doktorun anlattıklarını okumasını sağlasam, bakalım o zaman da maskesini çene altına indirip veya koluna takıp ailesini, arkadaşlarını ve içinde yaşadıkları toplumu Coronanın önüne atabiliyorlar mı!!!

Sağlıklı, huzurlu ve Coronadan ırak, güzel günler diliyorum.

Selam ve sevgilerimle.

Zafer KARADAĞ
www.harclik.net
19 Ağustos 2020, Taşkent

*
CORONA İLE MÜCADELE EDEN DOKTOR: “TANIK OLDUKLARIMI GÖREN BİRİ EVDEN DIŞARI ÇIKMAZDI”

Corona virüsü vakalarının arttığı Diyarbakır’da görev yapan Anestezi ve Yoğun Bakım Uzmanı Yardımcı Doç. Dr. Hakan Akelma, yoğun bakımda şahit olduklarını aktardı. “Benim tanık olduklarımı gören biri, evden dışarı çıkmazdı” diyen Doç. Dr. Akelma, corona virüsüne yakalanan ablasının tomografisini paylaşarak virüsün akciğerde yarattığı tahribatı gösterdi. Bazı hastalarının yaşadıklarını anlatırken sesi titreyen Doç. Dr. Akelma, vatandaşları önlem almaları konusunda uyardı.

Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre, Diyarbakır’da corona virüsü vaka sayısı, yoğun bakım hasta sayısı ve entübe hasta sayısında artış yaşanıyor. Bu nedenle pandemi hastanesine dönüştürülen Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Anestezi ve Yoğun Bakım Uzmanı Yardımcı Doç. Dr. Hakan Akelma, yoğun bakımda verdiği mücadeleyi anlattı ve yaşadığı acı tecrübeleri paylaştı.

‘HASTALARIMIZIN YÜZÜNDE PİŞMANLIK VARDI’
Doç. Dr. Akelma, tedavide yaşam mücadelesini kaybeden hastalarının yüzlerinde pişmanlık olduğunu ifade ederek, şunları söyledi: “Anestezi ve reanimasyon uzmanı olarak pandemi hastanesinde salgının ortaya çıkmasından bu yana yoğun bakımda çalışıyorum. Çok hasta türü gördüm. Özellikle Mayıs ayından sonra sıcakların etkisiyle hastalığın azalacağını düşünüyorduk. Fakat yaz ayına gelmemizle birlikte kötü bir tabloyla karşılaştık. Genç hasta da gördüm yaşlı hasta da gördüm. Çoğu ciddi solunum sıkıntısı çekiyordu. Özellikle genç bir hastamız vardı, 55’lerde solunumu vardı, normal bir insan 12 soluk alır. Her an öleceğini hissederek soluk alıyordu. Ben de onu yatıştırmaya çalışıyordum.

‘ÖLMEK İSTEMİYORUM’ DİYEREK YATAĞI PARÇALADI
O hastaları halkımızın görmesini isterdim. Çok büyük bir pişmanlık vardı yüzlerinde. Yine bir başka hastamız vardı, ‘Ölmek istemiyorum’ diyerek yatağı parçaladı, kendindeki bütün kataterleri çekti, şuuru gitti ve biz o hastamızı 3 gün sonra kaybettik. Bu şekilde deliryuma giren hastalarımız oluyor. Özellikle birçok hastamızda aşırı ajitasyon, aşırı ölmeme isteği ve ölüm korkusu onları resmen sarmalıyor ve yaptıklarına çoğu da pişman oluyor. Hemen yanı başındaki hastalar ölüyor, bunun farkına varıyorlar, bu da onlarda ciddi bir pişmanlık oluşturuyor.”

‘ANNENİZİN, BABANIZIN YANINIZDA ÇIRPINA ÇIRPINA ÖLMESİNİ GÖRMEK SİZİ ÜZÜYOR’
Bir hastasıyla tedavi sürecinde yaşadıkları anı anlatırken sesi ve elleri titreyen Akelma, “Bir hekim olarak hastalara annem, babam, kardeşim gibi yaklaşıyorum. Özellikle bir genç hastam vardı. Hani ‘erkekler ağlamaz’ deniyor ya, ağlayabildiğimi gördüm. Ona, ‘Fatma hadi güçlü ol, kendini topla’ dediğimde, şu an bile ellerim titriyor, üzüntü duyuyorum, sesim de titredi özür dilerim. Gerçekten Fatma’nın hayatta kalması için çok mücadele verdim, çok uğraştım, o duygular anlatılmaz, bir annenizi bir babanızı yanınızda çırpına çırpına ölmesini görmek sizi üzüyor. O çırpınışlarında elinizden geleni yapıyorsunuz. Entübasyon yapıyorsunuz, her türlü cihazı takıyorsunuz, birçok müdahaleyi yapıyorsunuz ama bir noktadan sonra bu meret çok kötü, akciğeri harap edecek düzeye getirdiğinde hastaya yapabileceğiniz bir şey olmadığını anladığınızda gerçekten büyük bir hayal kırıklığına uğruyorsunuz. Çok hasta gördüm ama corona virüsü gibi beni etkileyen, beni sarsan bir hastalık görmedim. Hastaların periferlerinde siyahlık oluşuyor, morarma oluşuyor, oksijen gitmiyor dokularına, ayaklarına, ellerine, yüzlerine, ve hastaların o haldeki durumu sizi çok ürkütüyor ve üzüyor. Ben hemen hemen her hastam öldüğünde günlerce psikolojik olarak kendimi toparlamaya çalışıyorum” dedi.

‘BENİM YERİME YOĞUN BAKIMA GİREN BİRİSİ EVDEN DIŞARI ÇIKMAZDI’
Corona virüsünden korunmada meskenin önemine dikkat çeken Akelma, maskenin insanı yoğun bakıma girmekten koruduğunu söyledi. Tedavi sürecinde tanık olduğu anları anlatan Akelma, “Kısmen olsa vakalarda artış var, bu artışın nedeni kurallara uymamaktır. Özellikle bu kuralların içerisinde maske çok önemli. Gerçekten sokakta maske takmayan çok insan var. Küçücük bir bez parçası sizi gerçekten yoğun bakıma gitmekten, yaşlılarınızı öldürmekten koruyor. Bu çok önemli bir şey. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Bu hastalıktan muzdarip olan aileler biraz daha temkinli ve biraz daha kurallara uyuyor hale geliyor. Ama hiç yaşamamış kişilerde maalesef bir rehavet var. Benim yerime yoğun bakıma girselerdi ve görselerdi, inanın evlerinden bile çıkmazlardı” diye konuştu.

ABLASI VE HEKİM ARKADAŞI DA CORONAYA YAKALANDI
Hem ablası hem de hekim arkadaşı corona virüsüne yakalanan Akelma, virüsün onların akciğerlerinde yarattığı tahribatı, tomografi üzerinden gösterdi. Ablasının evde tedavisinin devam ettiğini söyleyen Akelma, hekim arkadaşını yoğun bakıma kaldırdıklarını ifade ederek, sözlerini şu şekilde tamamladı: “Corona virüsüne yakalanan ablamı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne getirdim. Bazı tetkiklerini yaptık ve tomografisini çektik. Ablam ayakta duracak halde değildi. Bir iki defa düşer gibi olunca, tekerlekli sandalyeye almak zorunda kaldık. Güçlü biriydi fakat bu hastalık onu o kadar tahrip etmişti ki, yerden kalkacak durumda değildi. Ablamın çekilen tomografisinde buzlu cam görüntüsü çok bariz bir şekilde görünüyor. Akciğeri tahrip etmesine rağmen öksürük bulguları yoktu, bu çok ilginç geldi bana. Bu durum, corona virüsü hastalığının daha bilinmeyen birçok yönünün olduğunu gösteriyor bize. COVID-19 hastalığı akciğerde periferde başlıyor, aşağı doğru da bronşlarını doldurmuş ve neredeyse hepsini kaplamış. Benim hekim arkadaşım da COVID-19’dan dolayı evden takip ediliyordu. Onun da akciğer grafisi burada, oksijen doygunluğu azalmıştı. Onda da buzlu cam görüntüsü neredeyse tamamını kaplamış vaziyette ve akciğerinin ne kadar tahrip olduğunu görüyoruz. Onu yoğun bakıma yatırdık.” (DHA)

Yazılarım kategorisine gönderildi | CORONANIN ŞAKASI YOK! ANLAYIN ARTIK!!! için yorumlar kapalı

EYVAH! BİR BU EKSİKTİ! CORONANIN KISIRLIĞA DA YOL AÇTIĞI ORTAYA ÇIKTI!

EYVAH! BİR BU EKSİKTİ! CORONANIN KISIRLIĞA DA YOL AÇTIĞI ORTAYA ÇIKTI!

Nobel tıp ödülü sahibi, Japon bilim insanı Prof. Dr. Tasuku Honjo’nun yaptığı;

– “Corona yarasadan yayılan doğal bir virüs değildir, Wuhan’da benim de 4 yıl çalıştığım laboratuvarda üretildi. Eğer bu iddiamın aksi kanıtlanırsa, Nobel ödülümü geri vereceğim!” şeklindeki açıklamanın yarattığı şokun bir benzerini de, bugün yaşadım!

Bilirsiniz, ben hayata bardağın dolu kısmından bakmaya ve göstermeye özen gösteririm.

Bu yüzden, ölümcül bir virüs olan Coronaya yakalanan hastaların yaklaşık yüzde 98’nin iyileşiyor olmasını, insanlığın en büyük şansı olarak addediyorum, düşünsenize ölüm oranı daha yüksek olsaydı halimiz nice olurdu?

Ancak bugün çok değerli bir hekim dostumdan gelen bir bilgi, bu lanet virüsün ortaya çıkarılan bir başka özelliğiyle, “insan ırkının sonunu getirebilecek kadar tehlikeli” olduğunu da gösterdi.

www.sciencedirect.com/science/article/pii/S2405456920301449 adresinde yer alan bilgiler ve görseller, Coronanın kısırlığa da yol açabildiğini ortaya koyuyor.

Yazının satır aralarında, çiftlerden birinin Coronaya yakalanması durumunda kesinlikle eşinden uzak durması ve iyileştikten sonra bile en az 30 gün daha birlikte olmamaları tavsiye ediliyor, aile birliğine zarar gelmemesi için mutlaka kulak vermek lazım.

Bunları duyar duymaz aklıma ilk gelen şu oldu…

Corona virüsün doğal bir virüs olmadığını, bir laboratuvarda üretildikten sonra önce Çin’e, sonra da tüm Dünyaya yayılan bir biyolojik silah olduğunu, bu projeyi üreten üst akılın temel hedefinin ise; “8 milyara ulaşan Dünya nüfusunu azaltmak” olduğunu iddia eden kişileri ve kurumları hatırladım.

Pandemi ile mücadele kapsamında yürütülen araştırmalar gösteriyor ki, Coronaya yakalanan insanlar iyileşseler bile, ne yazık ki, virüsün akciğerlerde yaptığı tahribat kalıcı olabiliyor.

Üstüne üstlük, şimdi bir de kısırlık riski ortaya çıktı ki, bunun Dünya nüfusunu azaltmanın en kestirme yolu olduğu aşikar.

Hele bir de Türklerin ataerkil aile yapısını göz önüne alınca, bu kısırlık riskinin Milletimizin gözünde, adeta ölüme yakın bir toplumsal baskı unsuru sayılacağını da söyleyebiliriz.

Sevgili Dostlar, Arkadaşlar, Çernobil faciasından sonra; “biz Türk’üz, radyasyonlu çay bize zarar vermez!” diyerek çay içerken çekilmiş pozlar veren Bakanı hatırlayın.

Bir Devlet adamına yakışmayacak o yaklaşımı sergileyen zat-ı muhtereme rağmen, rüzgarlar sayesinde Ukrayna’dan Karadeniz kıyılarımıza kadar ulaşan radyasyon bulutları yüzünden, kıyı illerimizdeki kanser vakaları rekorlar kırmıştı!

Corona belası, işte o radyasyon riskinden bin kat daha tehlikeli!

Bu illetle mücadelenin 3 temel şartı belli;
1- gerçekten koruyucu özelliğe sahip bir N95 veya 3 katlı cerrahi maske,
2- en az 1,5 metrelik fiziki mesafe ve
3- katıksız uygulanacak hijyen kuralları.

LÜTFEN! LÜTFEN! LÜTFEN! Bu 3 kurala harfiyen uyun ve sevdiklerinizi de, sizi sevenleri de üzmeyin!

Bu vesileyle bir de genel durum değerlendirmesi yapalım…

Her kıtadan pek çok ülke, ya “Coronayla mücadeleyi hafife aldığı”, ya da “pandeminin etkisi geçti” düşüncesiyle erken normalleşmeyi tercih ettiği için hayati hatalar yaptı ve bunu fırsat bilen lanet virüs de gemi iyice azıya aldı.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)’nün açıklamasına göre, artık her 15 saniyede bir, yani saatte 240 kişinin ölümüne yol açar hale geldi.

Bulunduğum ülkeden örnek vereyim; 15 Mart’ta ortaya çıkan ilk Corona vakasından hemen sonra hızlı kararlar ve doğru tedbirler alan Özbekistan, 78 günlük o süreci gerçekten çok başarılı yönetti.

Ancak 1 Haziran’da başlatılan normalleşme sürecinin bedeli her geçen gün daha da ağırlaşıyor.

34 milyon nüfusa sahip bu Ata yurdumuzda, ilk 78 günde Coronaya yakalanan toplam hasta sayısı 3.623 idi, oysa dün açıklanan 957 hasta ile birlikte 31.068 vakaya ulaşıldı, yani normalleşme sonrası geçen 69 gündeki vaka artışı yüzde 760 oldu.

Ölümlerdeki artış hızı ise tam bir facia! 1 Haziran’da 15 olan vefat sayısı bugün 198, yani ölümler yüzde 1.220 arttı, yazık oldu bu kardeşlerimize…

Ben bu satırları yazarken bile caddeden 2 ambulans daha geçti, Allah tüm ülkelerdeki hastaların ve onları iyileştirmek için insan üstü bir gayretle mücadele veren doktorların ve tüm sağlık çalışanlarının yardımcısı olsun, ölenlere de rahmet diliyorum.

Dünyada durum bu kadar vahim olduğu halde, geçtiğimiz Kurban bayramı tatilinde Türkiye’mizin sayfiye ve mesire bölgelerde ortaya çıkan görüntüler, yani insanlarımızın sorumsuzca davranarak maske ve sosyal mesafe kurallarını hiçe saymaları, hepimizi endişeye sevketti.

Aylardır Corona yüzünden evde kapalı kalan insanlarımızın ilk fırsatta kendilerini tatil yörelerine atmaları, tabii ki anlaşılabilir, bu zaten en doğal haklarıdır.

Ayrıca hiç kimse ne kendinin, ne de ailesinin hayatını riske atmak istemez, bu yüzden tatil ve seyahat kararı alırken, Sağlık Bakanının bayram öncesi her akşam açıkladığı Corona vakası ve vefat sayılarındaki azalmanın onları cesaretlendirdiği aşikardır.

Oysa son haftalarda basında ve sosyal medyada ayyuka çıkan haberlere ve iddialara göre, Türkiye’de Coronaya yakalanan hastaların gerçek sayısı, Sağlık Bakanının açıkladığı vaka sayılarının çok üzerinde.

Böylesine zıt iki iddianın birden doğru olması mümkün olamayacağına göre, demek ki birileri yalan söylüyor!

Konu son derece hayati olduğu için, bence derhal bir soruşturma açılmalıdır!

Eğer vaka sayıları gerçekten yüksek değilse, o iddia sahipleri “yalan haber yayarak Halkı paniğe sevketmek suçu”ndan hakim karşısına çıkarılmalıdır.

Buna mukabil, eğer o sayılar gerçekse bu defa, “eksik bilgi vererek Halkı yanıltan ve bu yüzden ‘nasıl olsa Corona geçiyor, artık bir şey olmaz’ diyerek tedbirleri gevşetmesine, böylece vakaların artmasına sebebiyet verenlere” dava açılmalıdır!

Türkiye’nin kısa sürede Coronadan kurtulacağını düşünerek hareket etmek, sadece vaka ve vefat sayılarını, yani riski artırır!

Coronaya bakın, nasıl da ellerini ovuşturup, yandan yandan gülüyor…

Eee, ne de olsa bugün, onun günü.

Geciken turizm sezonu bugün başladı, gece yarısına kadar sadece Antalya’ya ve sadece Rusya’dan 20.000 turist gelecek, Avrupa ülkelerinden gelen uçaklarla bu sayı 30.000’i de aşacaktır.

Yağmur gibi yağmaya devam edecek turistlerle sezon sonunda 15 milyon turiste ulaşacağımız varsayılıyor.

İnşallah “kahraman” Türklerin iplemediği Coronayı, turistlerimiz ciddiye alır da, artan vaka ve vefat sayıları yüzünden güzel gözlerinizden pınarlar akmaz!

Sağlıklı, huzurlu ve Coronadan ırak güzel günler diliyorum.

Selam ve sevgilerimle.

Zafer KARADAĞ
www.harclik.net
10 Ağustos 2020, Taşkent

Yazılarım kategorisine gönderildi | EYVAH! BİR BU EKSİKTİ! CORONANIN KISIRLIĞA DA YOL AÇTIĞI ORTAYA ÇIKTI! için yorumlar kapalı

MIZRAK ÇUVALA SIĞMAZ OLDU!

MIZRAK ÇUVALA SIĞMAZ OLDU!

Öncelikle iyileşen ve maalesef iyileşemeyen tüm Corona hastalarına verdikleri hizmetler ve gösterdikleri özveri için, sevgili doktorlarımıza ve tüm sağlık çalışanlarımıza bir kez daha şükranlarımı sunuyorum.

Sağlık Bakanının her akşam açıkladığı vaka ve vefat sayıları hakkında, son haftalarda yağmur gibi yağmaya başlayan eleştirilerin içinden bazı cümleleri cımbızlayarak, tamamı için siyasi demek, en hafif tabirle, haksızlıktır.

Salgının kasırga gibi estiği ilk aylarda İtalya’daki hastane koridorlarında sedyede bekleyen Corona hastalarının fotoğraflarını örnek göstererek Türkiye’yi tabii ki övebilirsiniz ama Çin, Taiwan, Japonya, Güney Kore gibi pandemi ile mücadelede çok daha başarılı olan ülkeleri gözardı ederseniz, sadece kendinizi kandırırsınız.

Türkiye’yi idare edenlerin, yapılan bariz hataları ve uygulamadaki eksikleri dile getirenleri faşizan bir baskı ile susturmaya çalışmak yerine, o insanlara ve kurumlara da kulak vermeleri, Milletimizi Coronanın 2. dalgasından daha çok koruyacaktır.

Ayrıca, maske ve mesafe kurallarını hiçe sayarak dip dibe tatil yapan insanların fotoğraflarını göstererek parmak sallamak, kolaycılıktır ve sandıkları gibi bu yaklaşım onların sorumluluklarını ortadan kaldırmaz.

Corona yüzünden aylardır kapalı veya baskı altında yaşayan insanlarımızın tabii ki tatile ihtiyacı var, ancak onların bu aşırı rahat ve vurdumduymaz davranışlarının arkasında;
– vaka ve vefat sayılarının baskılanmasının,
– 3 hafta sonra okulların bile açılacak olmasının,
– uçuş izni verilen ülkelerden en az 10 milyon turist beklenmesinin,
– böylece Coronadan kurtuluyormuşuz gibi bir algı yaratılmasının da
çok büyük etkisinin olduğu da yadsınamaz!

İşte uzman bir profesörün dile getirdiği bir demet eleştiri daha, içinde katılmadıklarınız olsa da, hepsini yok saymak, devekuşu gibi başınızı toprağa gömerek sorunları görmezden gelmekten başka bir işe yaramaz.

Mızrak çuvala sığmaz oldu, Allah hepimizin yardımcısı olsun.

Sağlıklı, huzurlu ve Coronadan ırak güzel günler diliyorum.

Selam ve sevgilerimle.

Zafer KARADAĞ
www.harclik.net
8 Ağustos 2020, Taşkent

***

Prof. Dr. Saltık: Veriler saklanıyor, çok sayıda kanıt var

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Saltık, corona virüsü ve paralelinde yaşanan gelişmelerle ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. Saltık, Türkiye’de durumun nisan ayındaki pik dönemi gibi olduğuna dikkat çekti, verilerin saklandığını söyleyenlere tepki gösteren Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’yı eleştirdi. Aşı çalışmalarına da değinen Saltık, Türkiye’nin teknik altyapı yetersizliği nedeniyle etkin aşı üretmesinin hayal olduğuna işaret etti.

Türkiye’de corona virüsü vakaları yeniden artıyor. Sağlık Bakanlığı açıkladığı verilerle bunu gözler önüne seriyor. Ancak bakanlık artışı verilerle açıklasa bile bunun doğruluğu tartışma konusu. Muhalefetin yanı sıra birçok akademisyen ve sivil toplum kuruluşu gerçek verilerin saklandığı görüşünde. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, bu görüşte olanlara tepkili. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Saltık da rakamların gerçeği yansıtmadığını savunanlardan biri.

“ÖNLEM İÇİN ÖNCE GERÇEKLERİ GÖRMEK GEREKLİ”
SÖZCÜ’ye konuşan Saltık, “veriler saklanıyor” diye açıklama yapanlara tepki gösteren Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’yı eleştirdi. Vaka sayısı ile ilgili gerçek kanıtların resmi mercilerin verilerinde olduğuna dikkat çeken Saltık, şunları kaydetti:
* Verilerin saklandığına dair çok sayıda kanıt var. Bu açıklamalara sayın bakan öfkelenmiş ve bir açıklama yaptı. ‘Vaka sayıları çok deyip ortalığı karıştırıyorlar, böyle diyenler ne önlem alınacağını düşünsünler’ diye açıklamalarda bulundu.
* Önlem için önce gerçeği görmek gerekli. Mesela Konya Sağlık Müdürlüğü’nün basına yansıyan bir demeci var. 838 yataklı Şehir Hastanesi’nin tümüyle dolduğunu, bin 200 yataklı bölümün hızla açılmaya çalışıldığını ve böyle devam ederse bunun da yetmeyeceğini açıkladılar.
* Malatya Valisi her gün en az 100, Erzurum Valisi 200 vaka olduğunu açıklıyor. Ama Sağlık Bakanlığının bu bölgeler için verdiği rakamlar dörtte biri kadar.

“ARTIK MIZRAK ÇUVALA SIĞMIYOR”
* Mesela Malatya Valisi bin kadar yatan hasta olduğunu açıkladı. Türkiye toplamına baktığımızda 10 binlerin üzerinde olduğu görülüyor. Dolayısıyla toplam yatan hasta sayısının yalnızca on birde birinin Malatya’da olmasını da sormak gerek. Ankara Tabip Odası’nın açıklaması var. Olgu sayıları bin 400’ü buldu diye.
* Dolayısıyla bu şekilde yel değirmenlerine saldırmanın anlamı yok. Bunlar gerçek. Artık mızrak çuvala sığmıyor, herkes biliyor Türkiye’nin kuşkulu ve yetersiz veriler yayınladığını. Uluslar arası istatistiklerde de, ki Johns Hopkins Üniversitesi bunun merkezidir, Türkiye’nin son derece kuşkulu veriler verdiğini ve güvenilemeyeceğini belirtiliyor.
* Çıkarsınız rakamları gerçekçi bir şekilde söylersiniz halktan da yardım isterseniz. ‘Denetim altına aldık, tedbire ihtiyaç var, endişeliyiz, kaygı içerisindeyiz’ şeklinde romantik açıklamaları aynı zamanda meslektaşım olan sayın bakana yakıştıramıyorum.

“YAPILANLAR İŞE YARAMIYOR”
Gerçek verilerin saklanmasının nedenlerini de açıklayan Saltık, şunları söyledi:
* Bunun birkaç nedeni var. İlki sosyal psikolojik nedenler. Panik havası oluşsun istenmiyor. Ama bu kaygı daha çok zarar getiriyor çünkü halk gerçek tabloyu anlayamadığı için rehavete kapılıyor.
* İkincisi turizm kaygısı. Ancak yurt dışı turist beklentisi istenildiği gibi olmuyor. Doğru dürüst gelen turist yok, ülkeler kapılarını açmıyorlar, askıya alıyorlar.

“ARTIŞIN NEDENİ AYASOFYA VE BAYRAM”
Rakamların yeniden yükselmesinin nedenlerine dikkat çeken Saltık, bunun en temel iki nedeninin Ayasofya’nın açılışı ve Kurban Bayramı olduğunu vurguladı. Devletin resmi açıklamalarına göre Ayasofya’nın açılışına 350 bini aşkın insanın katıldığını dile getiren Prof. Dr. Saltık, şöyle konuştu:
* Bu kadar insan çok yakın temas içinde oldu. Tedbir yoktu, sonrasında denetleme olmadı. İkinci temel etken ise Kurban Bayramı’nda kapatma yapılmayışı. Hem bayram ziyaretleri hem İstanbul’un bütün Türkiye’ye dağılması hem de turizm bölgelerindeki yoğunlukların neden olduğunu görebiliriz.
* ‘Her gün binin altına indik biraz daha tedbire ihtiyaç var’ demek başkadır. Halkı paniğe sokmayacak biçimde ama gerçekleri de açıklayarak, ‘Salgın ciddi. Bütün çabalara karşın binin altına inemiyoruz. Şu şu ek önlemlerin yerine getirilmesi halktan da bekleniyor. Bunlar yapılmadığı takdirde ölümler hastalık sayıları artacak. Ve çok daha katı kısıtlamalara başvuracağız’ demek başkadır. Sayın bakan ilkini seçiyor dolayısıyla ikircik içinde kalıyor insanlar.

“TESTİ POZİTİF ÇIKAN EVİNE GÖNDERİLİYOR”
Tespit ve tedavi konusunda bütün yükün kamu hastanelerinde olduğuna işaret eden Prof. Dr. Saltık, hastanelerde kapasite yetersizliğinin olduğuna vurgu yaptı. Özel hastanelerin pandemi hastalarını kabul etmediğini anlatan Saltık, şunları kaydetti:
* Sosyal güvenlik kurumu bedeli ödemiyor dolayısıyla bütün yük kamuda. Kamunun 200 bin kadar yatağı var. Bunun yarısının olağan hastalara, kalan yarısının pandemi hastalarına ayrıldığını düşünün.
* Şu an 12 bin civarı yatan hasta var. Ve bu yatan hasta sayısı çok ilginç bir biçimde sınırlı tutuluyor. Hastanın PCR testi pozitif çıktığı halde klinik durumu ağır değilse evine gönderiliyor. ‘Durumunuz kötüleşirse gelin’ deniyor.
* Bu olağanüstü bir durum ve kapasite yetersizliğinin itirafı anlamına geliyor. Oysa izolasyon denen bir terim var, kesin ya da kuşkulu tanı alan hastanın, kuluçka süresi boyunca toplumsal yaşamdan yalıtılmasıdır. Biz o haldeyiz ki pozitif tanı konmuş hastaları evlerine gönderiyoruz.
* Bunun sonucu ne oluyor? Türkiye’de hastanede yatan her on hastadan biri yoğun bakıma ihtiyaç duyan ağır hasta haline geliyor. Dünyada bu oran yüzde bir yani yüz hastadan biri yoğun bakım gereksinimi duyuyor.
* Fakat ölüm oranları Türkiye’de ilginç bir biçimde yüzde iki buçuklarda. Dünya ortalaması yüzde 6. Burada apaçık verilerin çarpıtılmasıyla karşı karşıyayız.
* Türkiye şu an her 17 kişiden birine test yapılmış durumda. Her 4 kişiden birine test yapan ülkeler var. Hatta bir aileden bir kişiye tanı konduğunda yakın temaslılarına yani o ailenin üyelerine test yapılmayacak dendi. Bu akıl tutulması gibi bir şeydir.

“DURUM NİSAN AYININ ORTALARINDAKİ GİBİ!”
Bakanlığın açıkladığı rakamların en az iki, hatta altı ile çarpılması gerektiğini aktaran Saltık, şöyle konuştu:
* Derdim bir panik yaratmak, Sağlık Bakanlığını zora sokmak değil. Ben bu ülkenin bir vatandaşıyım. Ama böyle giderse ağustos sonlarında nisanda yaşadığımız durumu göreceğiz.
* Nisanda pik yapmıştı salgın. Günlük 5 bin dolayında vakamız 125 civarında ölümlerimiz vardı. Halen fiili durumun böyle olduğuna ilişkin pek çok arkadaşımızla böyle düşünüyoruz. Türkiye’de fiili durum salgının pik yaptığı nisan ayının ortalarındaki gibi.

“OKULLARIN AÇILMASI YANGINA BENZİNLE GİTMEK”
Okulların açılmasıyla ilgili tartışmalara değinen Prof. Dr. Ahmet Saltık, önemli uyarılarda bulundu. “Okullar kesinlikle 31 Ağustos’ta açılmamalıdır” diyen Saltık, sözlerini şöyle sürdürdü:
* Bakın İsrail okulları açtı 2. dalgayı yaşıyor. Yaşam hakkı mı eğitim hakkı mı diye tartmak gerektiğinde kuşkusuz yaşam hakkı önce gelir.
* Eğitimi bir şekilde telafi edebiliriz. Salgın yükselme eğilimine girmiştir. Okulları açarsanız adeta yangına körükle hatta benzin dökerek gitmiş olursunuz.
Yazık olur Türkiye’ye, çocuklarımıza. Bir ay erteleme ile kıyamet kopmaz. O bir ay içinde uzaktan eğitim sürdürürsünüz. Eylül sonunda durum yeniden analiz edilir, yeni kararlar verilir.

“TÜRKİYE’NİN AŞI ÜRETMESİ HAYAL”
Aşı çalışmalarıyla ilgili de önemli açıklamalarda bulunan Saltık, şu ifadeleri kullandı:
* Dünyada 165 farklı yerde aşı çalışması yapılıyor.Bunlardan yalnızca 5’i üçüncü faza gelebildi. Bu ülkeler Rusya, Çin, Almanya, ABD ve İngiltere.
* Türkiye’de de 7-8 merkezde aşı üretme çalışmaları sürüyor ama 3. faza gelemedik. Çok üzülerek söylüyorum, Türkiye’nin Biyolojik Güvenlik Düzeyi 400 düzeyinde araştırma laboratuvarı olmadığı için antiviral aşı veya ilaç üretmesi hayal. Dünyaya baktığımızda da çok umutlu değiliz. Gerek Dünya Sağlık Örgütü gerekse uzmanların kanısı bu yönde.
* Virüsün yapısı çok karmaşık. Bildiğimiz fizik, kimya, biyoloji kurallarına uymayan pek çok özelliği var. Dolayısıyla bunlar bizi şaşırtıyor. Aşı üretiminde elimizi kolumuzu bağlıyor. Yıllarca aşısı bulanamamış hastalıklar var. Bu hastalıkla ilgili etkin aşı geliştirilemeyebilir.
* Dolayısıyla bu salgının reçetesi, aşıya bel bağlamak yerine korunmadır. Bilinen yöntemlerle korunma kurallarını artık herkes ezberledi.

“BİLİM KURULU ÜYELERİ İSTİFA ETMELİDİR”
Prof. Dr. Saltık, koronavirüs bilim kuruluna yönelik eleştirilerde de bulundu. Kurulun işlevsiz kaldığını savunan Saltık, açıklamalarını şöyle sonlandırdı:
* Görüyoruz ki Türkiye’de siyaset ve bürokrasinin insan yaşamını korumada yeterince becerikli olamıyor. Salgın kötü yönetiliyor. İnsan yaşamını koruyacak tek kurul bilim kurulu kalıyor.
* Ancak bilim kurulu siyasal iktidarın güdümümde, yasa ile kurulmuş bir kurum değil. Kurul bir takım kararlar alıyor ancak siyasal iktidar bu kararların açıklanmasına dahi izin vermiyor.
* Biz alınan kararların ne kadarına uyulup uyulmadığını bilmiyoruz. Dolayısıyla danışma kurulu işlevsiz kalmıştır. İşlevsiz bir kurulda daha fazla oturmanın etik olarak bir anlamı kalmamıştır.
* O bakımdan buradaki arkadaşlarımızın uygun açıklamalarla biz bir işe yaramaz hale geldik, salgın yönetimi anlamsızlaştı, başarısız oldu, bu sorumluluğa ortak olamayız demelerini bekliyoruz. (Ömrüm Kara)

Yazılarım kategorisine gönderildi | MIZRAK ÇUVALA SIĞMAZ OLDU! için yorumlar kapalı

“BU FOTOĞRAF CORONADAN ÖNCE ÇEKİLDİ” DİYEBİLMEYİ ÇOK İSTERDİM!


“BU FOTOĞRAF CORONADAN ÖNCE ÇEKİLDİ” DİYEBİLMEYİ ÇOK İSTERDİM!

Ben 63 yaşında ve 46 ülkeyi görmüş fanatik bir Muğlalı olarak kıyılarıyla, dağlarıyla, ovalarıyla bir bütün halinde Dünyanın en güzel yerinin Muğla olduğunu yürekten inanarak söylüyorum.

Muğla’mın en güzel köşelerinden biri, il merkezimize sadece 25 km mesafede bulunan Akyaka’daki Azmak deresidir.

Azmak kıyısındaki lokantalarda ağırladığım yerli ve yabancı tüm misafirlerimin de hayran olduğu bu yeryüzü cenneti, insana huzur verir.

Ancak Azmak’ta dün çekilen bu fotoğrafı görünce şok oldum ve gazeteci dostum Özcan Özgür’ün izniyle sizinle de paylaşmak istedim.

Hayatım boyunca Azmak’ta bu kadar kalabalığı bir arada görmemiştim.

Ancak turizmin önemini ve değerini bilen bir Muğlalı olmama rağmen, bu görüntü beni mutlu etmediği gibi bilakis dehşete düşürdü!

Gördüğünüz gibi insanlar sanki pandemi öncesinde yaşıyorlar, ne maske takıyorlar, ne de 1,5 metrelik sosyal mesafe kuralına uyuyorlar.

Üstüne üstlük, Akyaka’nın bağlı olduğu Ula Belediyesi (www.ula.bel.tr)’nin 1-9 Ağustos günlerinde düzenlediği festival kapsamında, hergün bir başka sanatçının sahne alacağı konserler nedeniyle bu kalabalıkların eksilmeyip artacağını düşününce, endişelerim tavan yaptı.

“Heeeyyytt! Kim korkar Coronadan!” diye naralar atan bu kahraman (!) turistlerimizin sebep olacağı vaka artışlarının sorumluluğunu sadece onlara yüklemek kolaycılıktır.

Sadece Muğla’da değil, tüm tatil yörelerimizde görülen benzeri tablolara ilişkin olarak, gerekli ve yeterli önlemleri almayan idarecilerimiz de bu tabloların ve olası vaka artışlarının suç ortaklarıdır!

14 günlük kuluçka süresini takip eden süreçte, sadece Muğla’daki hemşehrilerimin değil, tatilini Muğla’da geçirip diğer illere veya ülkelerine dönen misafirlerimizin de Coronaya yakalanmayacaklarını umut etmek istiyorum.

Umut fakirin ekmeği, ye Zafer ye!

Sağlıklı, huzurlu ve Coronadan ırak güzel günler diliyorum.

Selam ve sevgilerimle.

Zafer KARADAĞ
www.harclik.net
3 Ağustos 2020, Taşkent

Yazılarım kategorisine gönderildi | “BU FOTOĞRAF CORONADAN ÖNCE ÇEKİLDİ” DİYEBİLMEYİ ÇOK İSTERDİM! için yorumlar kapalı

BU BAYRAMIN KURBANLIKLARINI CORONA SEÇİYOR, AMAN DİKKAT!


BU BAYRAMIN KURBANLIKLARINI CORONA SEÇİYOR, AMAN DİKKAT!

Mübarek Kurban Bayramınızı içtenlikle kutluyor, Coronasız nice bayramlara sağlık, huzur ve bereket içinde hep birlikte kavuşmamızı diliyorum.

Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz, Muğla’mızın çok sevilen ve sayılan Belediye Başkanlarından Orhan Çakır Ağabeyimi de rahmetle anıyorum.

Koyu bir Demokrat Partili, Adalet Partili ve DYP’li olan rahmetli Babacığım bile, Belediye seçimlerindeki oyunu; CHP’nin adayı olmasına rağmen, dürüstlüğünden, çalışkanlığından ve Muğla sevgisinden emin olduğu ve “kendi evladımız” dediği Orhan Çakır’a verir, çevresindeki arkadaşlarını da teşvik ederdi.

İnşallah Cennette buluşmuşlardır, nur içinde yatsınlar.

Orhan Abimi son ziyaret ettiğimde yanımda, Yunanistan’dan mal almaya gelen dostlarım ve müşterilerim Stavros ve Lazaros kardeşler vardı.

İlk kez bir Türk Belediye Başkanı ile tanışan misafirlerim, kendilerini “hoş geldiniz Yunanlı kardeşlerim” diyerek, sımsıcak karşılayan rahmetli Orhan Abi’yi ve ikram ettiği Türk kahvesini hiç unutmadılar.

Bunu bildiğim için sevgili Stavros’u arayıp haber verdiğimde, çok üzüldü ve tanışma anı için bir kez daha “unutulmaz bir anı” dedi.

Sevgili Dostlar, bayram vesilesiyle naçizane bir uyarı ve bilgi paylaşımı da yapmak istiyorum.

Atalarımızın dediği gibi herşeyin başı sağlık, lütfen bayramda ve sonrasında Coronayla mücadele kapsamındaki olmazsa olmaz üçlü; “maske-mesafe-hijyen” tedbirlerini asla gevşetmeyin ve çevrenizdekilerin de hafife almasına izin vermeyin.

Normalleşmeyi hepimiz arzu ediyoruz ancak tedbirlerin erken gevşetilmesi halinde önümüze konulacak faturanın ne kadar ağır olacağını da öngörmemiz gerekiyor.

Bulunduğum coğrafyada yani Atayurdumuz Orta Asya’da bu hatanın bedeli çok ağır ödenmeye başladı.

Örneğin, 34 milyonluk Özbekistan ilk 78 günlük Corona mücadelesini başarıyla verince normalleşmeye geçti. Ancak 1 Haziran’dan bugüne kadar geçen 60 günde, yani hem de ilk süreçten yüzde 24 daha kısa bir sürede yeni vaka sayısı yüzde 550, ölümle sonuçlanan vakalar ise yüzde 815 arttı.

Komşu ülkelerden Kırgızistan ve Kazakistan’daki durumlar ise daha vahim, sağlık sistemleri çöktü, ekte göreceğiniz tablolar kötü gidişat hakkında fikir verecektir.

DSÖ tarafından mücadelede en başarılı ülkeler arasında gösterilen Çin, Japonya ve Avustralya gibi ülkelerin yanısıra, pandemiyi atlattığını sanan İspanya ve Belçika gibi Avrupa ülkeleri ile komşumuz İran’dan, Coronanın ikinci dalgası başlamış gibi pandemi verileri yağmaya başladı.

Bu yüzden, Türkiye’de mübarek Kurban bayramının burnumuzdan gelmemesi için, gerekli tedbirlerin azami düzeyde sürdürülmesi şart.

Özellikle yarından itibaren yağmur gibi yağmaya başlayacak olan turistlerin içinde, tatil değil tedavi amacıyla gelecek olan ve uçağa binebilmek için ateş düşürücü ilaçlarla ya da parayla elde ettiği negatif test sonuçlarıyla hastalığını saklayan çaresiz yolcuların da olacağını tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yok, onlarla temas edecek Vatandaşlarımız için ciddi bir risk söz konusu olacaktır.

Bu konuyla ilgili iki örnek vereyim; Haziran ayında Kazakistan’dan Antalya’ya gelen ilk charter uçağındaki turistlerden 12’sinin Corona hastası oldukları tespit edilmişti.

Ayrıca Kazakistan’da Coronaya yakalanan iki Türk arkadaştan biri olan Eyüp, dediğim yöntemlerle kapağı Türkiye’ye attığı ve uçaktan iner inmez soluğu hastanede aldığı için kurtuldu ama 42 yaşındaki Kemal ise, maalesef gencecik yaşta ve gurbette hayatını kaybetti.

Tabii ki amacım mübarek bayram gününde kimseyi üzmek değil, sadece testimiz kırılmadan uyarmaya çalışıyorum.

Gerçi Ocak ayından, yani Türkiye’nin Çin’de yaşanan Corona felaketini “çekirdek çitleyerek seyrettiği” günlerden başlayarak kaleme aldığım ve 1999’dan beri yayınlamakta olduğum kendi HARÇLIK sitemde (www.harclik.net) ve facebook, twitter, linkedin ve instagram hesaplarımda paylaştığım onlarca uyarı yazısını belki “kendim yazdım, kendim okudum” ama olsun, her biri dostane birer uyarıydı.

Sağlıklı, huzurlu ve Coronadan ırak nice bayramlar diliyorum, inşallah Türkiye’min vaka ve vefat sayıları artmaz ve hiç birimiz Coronanın seçtiği kurbanlıklar arasına girmeyiz.

Özbekistan’dan selam ve sevgiler.

Zafer KARADAĞ
www.harclik.net
31 Temmuz 2020, Taşkent

Yazılarım kategorisine gönderildi | BU BAYRAMIN KURBANLIKLARINI CORONA SEÇİYOR, AMAN DİKKAT! için yorumlar kapalı

EKONOMİK KAYIPLAR TELAFİ EDİLEBİLİR AMA CORONA KAYIPLARIMIZ ASLA!..


EKONOMİK KAYIPLAR TELAFİ EDİLEBİLİR AMA CORONA KAYIPLARIMIZ ASLA!..

Bugün Atayurdumuz Özbekistan’da moraller bozuldu.

Çünkü Corona ile mücadele kapsamında, sabır ve kararlılıkla sürdürülen 78 günlük karantina sonrası, 1 Haziran’dan itibaren sosyal ve ekonomik yaşamda uygulanmaya başlanan normalleşme süreci, ağır bir bedeli de yanında getirdi.

Son 38 günlük verilere bakınca, salgının başladığı ilk aylardan bile daha hızlı artan yeni vaka sayıları ve vefatlar nedeniyle gidişat iç karartmaya başladı.

Bu arada, komşu Kazakistan’da tam bir felaket yaşanmaya başlaması, ağzına kadar dolu hastanelerin mecburen kapılarını kapatarak, dışarıda bekleyen yüzlerce hastayı kaderine terketmesi, hatta o hastalardan bazılarının hastanenin kapısında ölmesi, sadece insanların ve şirketlerin değil, sağlık sistemlerinin de iflas edebileceğinin canlı bir örneği oldu.

Öte yandan, diğer komşular Kırgızistan, Tacikistan ve Afganistan da, adeta adı konmayan bir “2. Corona dalgası”nın önünde savrulmaya başlayınca, karamsarlık had safhaya ulaştı.

Özellikle Kazakistan’dan gelen o kahredici haberler ve videolar, Özbek kardeşlerimizde; “acaba bizim sağlık sistemimiz de böyle çöker mi?” endişesine yol açınca, Hükümet bugün acil bir karar aldı ve noktayı koydu!

Halkın paniğe kapılmadan ihtiyaçlarını giderebilmesi ve işyelerinin de çalışanlar için gerekli düzenlemeleri yapabilmesi için yarın akşama kadar süre tanıyan Hükümet, 10 Temmuz’dan 1 Ağustos’a kadar ülke genelinde 2. Karantina uygulaması yapılacağını açıkladı.

Aslında şu bir gerçek ki, 38 gün önce başlayan normalleşme süreci, durma noktasına gelen sanayi ve ticarete can suyu olmuştu.

Böylece tekrar dönmeye başlayan ekonomi çarkının dişleri olan işçiler, memurlar, esnaflar ve irili ufaklı şirketler sayesinde, Halkın yüzü yeniden gülmeye başlamıştı.

Ancak Türkiye’de olduğu gibi Özbekistan’da da hergün açıklanan yeni vaka ve vefat sayıları, sadece rakamlardan oluşmuyor, her birinin arkasında acı var, gözyaşı var, çaresizlik var…

Keşke ekonomik verilerdeki artış, aşağıdaki acı tabloda göreceğiniz Corona verilerini bertaraf edebilse, ama etmiyor, edemiyor!

Özbekistan’da ilk Corona vakasının tespit edildiği 15 Mart ile normalleşme sürecinin başladığı 1 Haziran tarihleri arasındaki 78 günde toplam vaka sayısı 3.623 iken, “normal” geçen 38 gün sonra bugün, yüzde 203 (ikiyüzüç) artışla 10.982’ye ulaştı.

Yine son 38 gündeki ölümlere baktığımızda ise, ilk 78 güne (hem de iki kat daha uzun olmasına rağmen) göre yüzde 180 (yüzseksen) arttığını görüyoruz!

Neresinden bakarsanız bakın, 5 haftada ortaya çıkan bu artış hızı korkunç!

Demek ki tedbir alınmazsa vaka ve vefat sayılarındaki artış, ikinci 78 günün sonunda yüzde 400’ü de geçecek.

Bu nedenle, tereddüt etmeden 2. karantina kararını alan Özbekistan Hükümetini takdir ve tebrik ediyorum, tabii ki “önce can!” Bravo Özbeklere!

Yeri gelmişken bir hatırlatma yapayım, uluslararası uçuşlar kapsamında ilk izin verilen ülkelerden biri olan Kazakistan’dan Antalya’ya gelen ilk uçaktan inen yolculardan 12 kişide Corona testi pozitif çıktığı için hemen tedavi altına alındılar. Ne dersiniz? Onlar hakikaten güneş-deniz-kum için mi gelmişlerdi?..

Eğer “keşke bir an önce gelseler” diye yollarını gözlediğimiz turistler için gerçekten (!) etkin tedbirler alınmazsa, Ağustos’ta normalleşmeden anormalleşmeye geçiş yaparız Allah korusun!

Ekonomi tabii ki önemlidir, 43 yıldır ekmeğini ticaretten çıkaran bir işadamı olarak aksini söylemem de, dinlemem de.

Hatta güzel bir Türk atasözü der ki; “mal, canın yongasıdır.”

Ama a dostlar! “eğer canım giderse, yongayı ne yapayım?”

Velhasılı, şu acı gerçeği hatırlamak ve hatırlatmakta yarar görüyorum;

EKONOMİK KAYIPLAR TELAFİ EDİLEBİLİR AMA CORONA KAYIPLARIMIZ ASLA!..

Virüslerden ırak, sağlıklı ve huzurlu günler dilerim.

Selam ve sevgilerimle.

Zafer KARADAĞ
www.harclik.net
8 Temmuz 2020, Taşkent

* * *

VAKA VE ÖLÜMLERDEKI ARTIŞ ORANLARI FÜZE GIBI YÜKSELIYOR

Özbekistan’da Corona pandemisi ile ilgili üstteki yazıyı yazalı henüz 3 gün oldu, yani daha mürekkebi bile kurumadı ama artış oranları füze gibi yükselmeye devam ediyor.

“Normalleşme sürecinin başladığı 1 Haziran’a geçen 78 günlük karantina döneminde toplam vaka sayısı 3.623 iken, ‘normalleşme’ ile geçen 41 günün sonunda, yani neredeyse yarısı kadar kısa bir sürede bugün, yüzde 242 artışla 12.402’ya ulaştı.

Vefat sayısındaki artış ise daha acı, aynı süredeki ölümler yüzde 280 arttı ve maalesef artmaya devam ediyor.

Bu arada, 84 milyon nüfuslu Türkiye’de bugün açıklanan 1.016 yeni vaka sayısı bile bizim içimizi acıtırken, komşu ülkelerden yükselen feryatlar endişeleri daha da artırıyor.

Örneğin, yıkıcı birer Corona felaketi yaşamakta olan ülkelerden, 18 milyon nüfuslu Kazakistan’da 1.708 vaka daha açıklandı, demekki nüfuslarımız aynı olsaydı, sadece bugün yaklaşık 4.740 kişi daha o kahrolası virüsü kapacaktı.

6 milyon nüfusu ile bizim sadece 14’de birimiz kadar olan Kırgızistan’da ise durum tek kelime ile korkunç, bugün 552 yeni vaka açıklandı, yani nüfusumuz eşit olsaydı, sadece bir günde 7.728 kişi artabilirdi.

Corona, kendini ciddiye almayanlara çok ağır bedeller ödetiyor, buna rağmen burnunun dikine giden ülkelerin hali ortada, keşke ders alsalardı.

Vaka sıralamasında Dünyanın 194 ülkesi arasında 7.liğe kadar yükselen Türkiye, tedbirleri aşırı gevşeterek hataya düşen ülkeler sayesinde bugün itibariyle 15. sıraya kadar geriledi, gidişata bakınca yakında Bengaldeş de bizi geçecek.

Allah tüm ülkelerin yardımcısı olsun, Türkiye’mize o üst sıraları tekrar göstermesin inşallah, amin.

Zafer KARADAĞ
11 Temmuz 2020, Taşkent

Yazılarım kategorisine gönderildi | EKONOMİK KAYIPLAR TELAFİ EDİLEBİLİR AMA CORONA KAYIPLARIMIZ ASLA!.. için yorumlar kapalı

HEM CORONADAN, HEM DEĞİL…


HEM CORONADAN, HEM DEĞİL…

Malumunuz Dünyada Corona yüzünden ateş düşen milyonlarca evde çok büyük acılar yaşanıyor…

Artık sıradan bir istatistiki bilgiye dönüşen tabloya göre, 22 Haziran 2020 Pazartesi günü (TSİ) saat 20:00 itibariyle Corona virüsü kapan hastaların sayısı 9 milyonu geçti, canından olan kurbanlar ise yarım milyona yaklaştı.

Bugün Özbekistan’da açıklanan talihsiz bir ölümün sebebi ise, hem Corona, hem de Corona değil.

Cumartesi günü Moskova-Taşkent uçağıyla gelen tüm yolcular gibi, 42 yaşındaki bir Özbek kardeşimiz de, 14 gün zorunlu misafir edileceği Taşkent yakınlarındaki karantina merkezine götürülmüş.

Kalacağı odanın 4 kişilik olduğunu görünce itiraz eden adam, kendisinde bazı Corona virüsü belirtileri olduğunu, bu yüzden odadaki 3 kişiye bulaştırmak istemediğini, dolayısıyla tek kalmak istediğini söylemiş.

Bunu duyan idareciler de hemen onu tek kişilik bir odaya almışlar ve tüm yolcularla birlikte CoViD-19 testine tabi tutmuşlar.

Ne varki, ağır bir travma geçirmekte olan adam, kendisine verilen yemekleri de yemeden içmeden geçirdiği 24 saatin ardından ve iki gün sonra çıkacak test sonuçlarını dahi beklemeye gerek görmeden, odasındaki klimanın borusuna geçirdiği çarşafla kendini asarak, hayatına son vermiş…

Sevgili Dostlar, intihar, affı olmayan çok büyük bir günahtır, çünkü yüce Yaradan diyor ki; “size verdiğim can benim emanetimdir, ne zaman alacağıma da ben karar veririm.”

Allah taksiratını affetsin…

Haftaya böyle bir şokla başlamak çok kötüydü ama meğer beterin de beteri varmış!

Bugün gelen ikinci haber, acılı yürekleri bir kez daha dağladı…

Açıklanan sonuçlara göre, zavallı adamın CoViD-19 PCR testi pozitif değil, negatif çıkmış!

Yani, bazı belirtilere bakarak Coronaya yakalandığına kendini inandıran adamcağız, o kahrolası virüsün yapamadığını kendi elleriyle yapıp, bu Dünyadan göçüp gitmiş…

Bir insan, hiç tanımadığı biri için gözyaşı döker mi? Ben hem ağladım, hem Allahım affetsin diye dua ettim.

Lütfen siz de Coronaya kurban verdiğimiz 471.770 kişiden dualarınızı esirgemeyin.

Virüslerden ırak, sağlıklı ve huzurlu günler diliyorum.

Selam ve sevgilerimle.

Zafer KARADAĞ
www.harclik.net
22 Haziran 2020, Taşkent

Yazılarım kategorisine gönderildi | HEM CORONADAN, HEM DEĞİL… için yorumlar kapalı