Zafer KARADAĞ’ın sesinden 2 Muğla türküsü; FERAYİ ve ORMANCI

Zafer KARADAĞ’ın sesinden 2 Muğla türküsü; FERAYİ ve ORMANCI

Biz Muğlalılar, FERAYİ ve ORMANCI türkülerini hem çok sever, hem de adeta birer marş gibi ezbere söyleriz. :) 2003 yılında bir akşam, Muğla Gazeteciler Cemiyeti’nin lokalinde canlı müzik yapan 2 üniversite öğrencisinden Ferayi türküsünü istediğimizde, çocuklar “bilmiyoruz” deyince hem şaşırdım, hem de üzüldüm.

Sonra sahneye gittim ve onları müşterilerin önünde rencide etmemek adına kulaklarına eğildim ve Ferayi türküsünün önemini anlattım. Ardından da, 1975’te Turgut Reis Lisesi’nde okul korosunun solisti iken, bu türküyü söyleyerek okulun en güzel kızını tavladığımı ve şimdi doktor olan o kızı İzmir Fuarı’na götürdüğümü söyledim.

Yerime dönerken arkamdan seslendiler ve “Abi, öyleyse şimdi sen söyle, biz de hemen öğrenelim” dediler. Ben de kırmadım ve söyledim. Garsonlar, alkışlardan lokal yıkılmasın diye duvarları tutarken :)) ben de tam mikrofonu yerine bırakacaktım ki, birinin kolumdan çektiğini hissettim. Döndüğümde lokalin işletmecisi karşımdaydı, tok bir sesle dedi ki; “Birader, seni tanımıyorum ama sesini çok beğendim. Pazarlık ta etmeyeceğim, yarın akşamdan itibaren bizde sahneye çıkman için kaç para yevmiye istersin?” :)

O zamanlar Yunanistan’a ihracat yapmaya kendimi öyle kaptırmıştım ki, bu sıradışı teklifi elimin tersiyle ittim, ama zaman zaman; “acaba hata mı yaptım?” diye düşünmüyor değilim. :)) Ama daha sonra Rodos’un en ünlü tavernasının sahibi daha çok para teklif ettiği halde, onu da reddetmişliğim vardır haa. :)

Bugünlerde de, Şanghay’daki müzikhollerden teklifler alıyorum, laf aramızda, fiyatı yükseltmeleri için Kabataş Erkek Lisesi korosunun solisti olarak, 1973’de İstanbul Radyosu’nda konser verdiğimi de söylemeyi düşünüyorum. Ağızlarından çıkacak parayı yani RMB’yi ona göre telafuz etsinler, di mi ama. :)

Bu kadar reklamdan sonra, şimdi size 1 Ocak 2012 Pazar günü Çin’in Şanghay kentinde seslendirdiğim iki güzel Muğla türküsü; Ferayi ve Ormancı’yı peş peşe dinleteceğim. Arka fonda da çocukluğumdan bugüne, yaşamımdan kesitlerin yer aldığı bazı fotoğrafları da izleyebilirsiniz.

Yaşanmış bir aşk hikayesinden doğan Ferayi, benim tartışmasız favorimdir, onun öyküsünü de aşağıda okuyabilirsiniz. Türkülerimi, tüm sevenler ve sevilenler için söyledim. Dilerim beğenirsiniz.

Sevgilerimle.

Zafer KARADAĞ
Yönetim Kurulu Başkanı
Shanghai KARYA International Trading Co. Ltd.
Wanding Road, 100/1-903 Minhang – Shanghai 201100 CHINA
Tel : +86-21-5042 2420
Fax : +86-21-5437 9274
Gsm: +86-131-2753 7434
www.karya.biz
www.harclik.net
zafer@karya.biz
zaferkaradag@gmail.com
Our homeland, Turkiye connects Asia to Europe.

* * *
Zafer KARADAĞ
Başkan Yardımcısı
Dünya Türk İş Konseyi Asya-Pasifik Bölge Komitesi
www.dtik.org.tr

* * *
(Lütfen, bu sayfayı yazdırmadan önce, çevre bilincinizi harekete geçirin.)

FERAYİ, BİR AŞK TÜRKÜSÜ…

Muğla’nın Milâs İlçesi, tarih boyunca iki uygarlığa başkentlik etmiştir. İlkin Halikarnassos’tan (Bodrum’dan) önce Karya Krallığına; daha sönra da Menteşe Beyliğine.

Menteşe Beylerinden Yakup’un oğlu İlyas, av meraklısı, dağlar sevdalısıymış. Silahını omuzladığı gibi, dağlara düşermiş. O dağ senin, bu dağ benim. Hani, bizim Muğla’mızın dağları da dağdır haa… Adam, avcı olmasa bile aç kalmaz Muğla dağlarında. Mevsimine göre çıntar (mantar) toplar, közde kebap edip yer. Mersindi, çilekti, geyik elmasıydı, haruptu, incirdi; doyurur karnını.

Sözün akışını değiştirmiyelim; İlyas Bey’den anlatıyorduk. İlyas Bey, güneş doğarken yataktan kalkmış. Üstünü giyinmiş, o anda annesi içeri girmiş.
- “Kalktın mı İlyas?” Delikanlı, saygılı bir şekilde;
- “Kalktım ana!” demiş.. Annesi gülümseyerek,
- “Deli oğlum, yine mi ava gidiyorsun?” demiş, “n’olacak senin bu av merakın? Benim bir ayağım çıkurda, ölmeden, mürüvvetini görmek, torunlarımı kucağıma alıp sevmek istiyorum!”
- “Ana, üzülme, inşallah sevdiğim bir kız karşıma çıkar da evlenirim!”
- “Oğul, koskoca Menteşe Beyi baban var, kimin kızını istesek alırız, lakin sen her kıza bir kulp takıyorsun, kimine çirkin diyorsun, kimine boyu kısa diyorsun, kimine anasına düşkün, bundan kadın olmaz diyorsun, kaygılandırıyorsun beni.”
- “Üzülma ana, elbet o da olur… Lakin, dün gece rüyamda, av avlarken, karşıma çok güzel bir kız çıktı, tam kızın elini tutacakken kaçıp kayboldu…”
- “Hayırdır oğul! İnşallah rüyan çıkar… Lakin kıza kavuşamamanı neye yormalı? Fatma kadın gelisin ona sorarım.”
- “Ana, gün yükselmeden ormanda olmalıyım!”
- “Avın bereketli, ömrün uzun olsun oğul..! Haydi Allah işini kolay etsin..!”

İlyas Bey, ahırdan kır atını çıkarmış, atlamış üzerine. Atı mahmuzladığı gibi, toz bulutu içinde kaybolmuş. Güneş daha doğmamış ama doğu tarafında bir kızıllık göze çarpıyormuş… Bozkıra, İlyas Bey’in atının nal sesleri karışmış, sonra hava yavaş yava açılmaya başlamış. Güneş, kan kırmızısı karşı tepelerden çıkmış. Yolun kenarındaki ekin tarlaları, güneşin ışıklarıyla bakır rengi almış, hafif bir rüzgar çıkmış, başaklar dolu olduğu için, boyunlarını öksüz çocuklar gibi bükmüş.

Bazı biçilmiş tarların içinde, tarla kuşları küçük ayaklarıyla dolaşıyor, otların içinden kalkan birkaç keklik palazı kuzeye doğru uçuyormuş. İlyas Bey tüfeğini doğrultmuş, tam ateş edecekken, geri vaz geçmiş. “Günah! daha yavru bunlar!” diye söylenmiş. Sonra, atın gemini gevşetmiş, at önce kuyruğunu kaldırıp sıçmış sonra kulaklarını dikmiş. Topraktaki bir deliktan başını çıkarıp etrafa şaşkın şaşkın tarla kelengisini görmüş. Güneş, iyice tepeye dikilmiş, suyu da yarı yarıya azalmış. Bir çaya sürmüş atı. At, suya eğilip garip sesler çıkararak içmiş. Kendisi de attan inmiş, iri elleriyle, avucuna su alıp, yüzünü yıkamış. Su üzerindeki ağırlığı almış.

Ormana çıkan tepede at zorlanmış. Dar bir keçi yolundan geçiyorlarmış. Aşağısı uçurum, yüzünde domur domur ter peydah olmuş. Şalvarın cebinden mendilini çıkarıp terini silmiş… Sonra atın geminden tutup yavaşça patikayı geçmiş. Uzaktan tüm heybetiyle orman görünmüş. Meşe ve kayın ağaçlarıyla kaplı orman insanın içine huzur veriyormuş. İlyas Bey, o yaz günü Muğla dağlarında av ardında koşarken, Göktepe dolaylarında, dünya güzeli bir Yörük kızına rasgelmiş. Bilinir ki; Yörükler yazı yaylada, kışı yazıda (ovada) geçirirler. İlyas Bey; bu becene (ıssız) dağ başında bir güzeller güzeliyle karşılaşınca şaşırmış.

Ferayi ise bir taşın üstüne oturmuş, kuru otları yiyen, kuzular ile oğlakları seyrediyormuş. Birden bir at kişnemesiyle irkilmiş, karşısına atın üstünde dimdik duran, esmer, geniş omuzlu, adeleli, bir delikanlı çıkmış. İlyas Bey;
- “Korkma güzel kız! Benden sana zarar gelmez!” demiş… Taşın üstünden kalkan kız,
- “Kuzularımı ürtküttün!” demiş…
- “Kimsin sen?” diye sormuş İlyas Bey. Ferayi de, yeşil gözleri çakmak çakmak,
- “Ne inim, ne cinim, görüyorsun sencileyin bir insanım” demiş..
- “Peki ne arıyorsun bu dağ başında?”
- “Kuzularımı, oğlaklarımı güderim ağam! Ya sen?” İlyas Bey, kızın gözlerine, yüzüne bakmış.
- “Aman Allah’ım, rüyamda gördüğüm kız!” diye mırıldanmış, “o masum, çocuksu çehre…!”

Ferayi de İlyas Bey’i süzmüş ve “Ne yakışıklı adam!” diye geçirmiş içinden. İlyas Bey, kısa bir şaşkınlıktan sonra,
- “Ben mi ? Av avlarım, kuş kuşlarım..! Talihim, senin gibi güzel bir kızla karşılaşmakmış! Bahtıma seni çıkardı… Sahi senin adın ne?”
- “Ferayi..!”
- “Ferayi! Ferayi!”
- “Benim Türkmen adım hoşunuza gitmedi galiba.”
- “Yo..! Çok beğendim… Adın da yüzün gibi güzel..! Hafızama nakşediyorum!”
- “Ya sen kimsin!? Necisin? Kimin fesisin?”
- “Adım İlyas. Yakup Bey’in oğluyum!”
- “Ooo. Beyimizin oğlu İlyas Beyimiz onurlandırmış obamızın konduğu yerleri. Ne mutluluk canımıza. Hadi, çadırımıza buyur da, bir tas ayran sunayım sana. Açsındır, çökelek çıkarayım.”

İlyas Bey, Ferayi’nin sunduğu çökeleği bazlamaya sarıp yemiş, tas tas ayran içmiş. Bir yadan da, Ferayi’yle evlenmeyi kafasına koymuş, içini açmış:
- “Benimle evlenir misin Ferayi?
- “Ben bilmem Bey, bunu anamla atamla konuşman gerek…”
- “Peki Ferayi, bekle beni! Yakın zamanda seni istemeye geleceğiz…”

İlyas Bey, obasına çok neşeli dönmüş, atını ahıra çektikten sonra, eve girmiş ve;
- “Buldum anam, buldum!” diye bağırmış.
- “Dur oğul, telaşlanma, şunu bir iyice anlat hele!”
- “Ana, benim evlenmemi ister durursun..! Allah karşıma, rüyamda gördüğüm o gül yüzlü güzeli çıkardı… Benim bu dileğimi Bey babama açasın!”
- “Olur oğul! Kim gelinim olacak bu kız?”
- “Göktepe’de çadır kuran Yörüklerden birinin kızı… Adı Ferayi!”
- “Dur, babana söyleyim, kararı o versin.”

Yakup Bey sedirde otururken elindeki kehribar tesbiği, sallayıp duruyormuş. Karısı içeri girmiş
- “Nerdesin kadınım! Gel, hayır mı?”
- “Hayırdır Beyim hayır, İlyas oğlumuz, av avlar, kuş kuşlarken, güzel bir Yörük kızı görmüş, babama söyle, alsın bana onu dedi…” Yakup Bey, kahkahayı basmış…
- “Başka ne dedi..?” Kadın da gülmüş;
- “Sonra da ayakkabıyı ters çevirdi.”

Yakup Bey, karısını ve adamlarından birkaçını yanına alıp, varmış Ferayi’nin obasına. Çadırların önünde, birkaç kadın, bir kaç çocuk varmış. Ferayi’nin babası da, çadırın önüne oturmuş, semer onarıyormuş. Uzaktan atlılar görününce, tanımış, doru atın üzerinde oturan kır sakallı, başı sarıklı, kaftanlı, Yakup Bey’miş. Hemen koşmuşlar, misafirleri karşılamışlar. Hoş-beşten sonra da çıkarmış ağzındaki baklayı Yakup Bey:
- “Gelişimiz şundandır ki” diye söze başlamış, “bahçenizdeki gülü dermeye geldik, sizinle kardeşlik olmaya geldik. Oğlum bir beğenmiş Ferayi’yi, ben iki beğendim, Allah’ın emri Peygamber’in kavliye kızına talibim.” Bey bu, sözü buyruktur. Ferayi’nin babası da mırın-kırın etmemiş:
- “Civan oğlun İlyas’a kız vermek, obamıza şan verir” demiş.

Düğün hazırlıklarına tezelden başlanması kararlaştırıldıktan sonra konuklar daha oturmamışlar. Muştuyu İlyas’a ve halka vermek için, Milâs’a doğru yola koyulmuşlar. Onlar obadan uzaklaşırken, Ferayi’nin ağabeyi Mıstık dönmüş sürüyü yaylatmaktan. Neler olup bittiğini sormuş babasına. Babası:
- “Obamızın başına devlet kuşu kondu oğul!” diye girmiş söze; “Yakup Beyoğlu İlyas Bey, bacın Ferayi’ye gönül koymuş ki; babası Ferayi’yi istemeye gelmiş…” Mıstık:
- “O İlyas olacak beyoğlu Ferayi’yi nerde görmüş ki?” demiş ve “anlaşılan Ferayi onunla yavuklanmadan (nişanlanmadan) görüşmüş. Ben bunu ar ederim. İlyas kendine başka kısmet arasın” diye eklemiş. Nice ısrar etmişlerse de, “nal” demiş, “mıh” dememiş Mıstık.

Ferayi, bakmış ki başka yol yok; haber salmış İlyas Bey’e:
- “Beni falan gün Kanlı Kapuz’un (kanyonun) ağzında bekle. Ben çeyizimi sarı mayaya (dişi deveye) yükler gelirim. Ordan da kaçarız birlikte…” İlyas Bey, atlamış atına, kavil (buluşma) yerine doğru yola düzülmüş. Gelin görün ki; Mıstık sezmiş olan biteni. İzlemiş Ferayi’yi. Kanlı Kapuz’un başında yakalamış.
- “Demek İlyas’la kaçacaksın ha?” diyerek, çekmiş bıçağını, delik-deşik etmiş biricik bacısını. Sonra da kendini, kapusun kara derinliklerine atmış. İlyas bey kavil yerinde, çeyiz yüklü sarı mayayı başıboş görünce, yüreği ağzına gelmiş. Az sonra da Ferayi’nin, al kanlar içindeki ölüsünü bulmuş.

O olaydan sonra İlyas Beyi hiç gören olmamış. Kimi “almış başını uzaklara gitmiş” der, kimi “aklını kaybetti, dağlara vurdu mecnun misali” der. Ama bildiğimiz bir şey var; Halk usta, bu acılı öyküyü türküleştirmiş, dünya durdukça çığrılsın; sevenlerin arasına kimse girmesin diye. O gün, bu gündür Yörük kızı Ferayi’nin türküsü, Yörük kızlarının ve tüm Muğlalıların dilinden düşmez olmuş…

FERAYİ

Ferayidir gızın adı, Ferayi ööf yar yandım anam,
Esmer yarim de, aman da Ferayi.
Türkmen de gızı, katarlamış mayayı ööf yar yandım anam,
Esmer yarim de, aman da mayayı.

Hoppa ninni ninna, ninni ninnana, nininih, ninaynam
Aman da aman Ferayi.

Demirciler demir döver, tunç olur ööf yar yandım anam,
Esmer yarim de, aman da tunç olur.
Sevip sevip ayrılması, güç olur ööf yar yandım anam,
Esmer yarim de, aman da güç olur.

Hoppa ninni ninna, ninni ninnana, nininih, ninaynam
Aman da aman Ferayi
(Kaynak: Ahmet GÜNDAY)

Yazılarım kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Çin’deki Fenerbahçeliler Derneği Başkanı Zafer KARADAĞ ile röportaj

ÇİN’DEKİ FENERBAHÇELİLER DERNEĞİ BAŞKANI İLE RÖPORTAJ

13.Haziran.2008 – Yavuz Selim ŞEN

Bugün bomba gibi bir konuğumuz var, kendisi Fenerbahçe’nin 100. yılında Çin Seddi’nde yapılan şampiyonluk kutlaması ile basında çok sık gördüğümüz biri. Evet Çin’deki Fenerbahçeliler Derneği başkanı Zafer KARADAĞ bugün bizim konuğumuz. Zafer bey’e bu gün bir çok konu hakkında sorular sorduk, kendisi aynı zamanda Shanghai da bulunan dünyanın en büyük serbest bölgesi olan Weigaoqiao Free Trade Zone de %100 Türk sermayeli ilk şirketi kuran kişi. Kendisinin Çin tecrübelerini dinlemeniz için, buyrun keyifli sohbetimize ortak olun.

* * *
Merhabalar hoş geldiniz,
- Hoşbulduk.

Ne zamandan beri Çin ile çalışıyorsunuz ?
- 2004 yılında Çin’e ilk kez geldiğimde, hemen herkes Çin’den ne alsam da para kazansam diye bakıyordu. Ülkemizdeki medya kuruluşları da sürekli Çin tehditinden söz ederek, insanlarımızı yanlış yönlendiriyordu. Oysa ben Türkiye’den Çin’e daha çok mal satılabileceğini gözlemlediğim için Shanghai’a yerleşmeye karar verdim ve hemen kendi şirketimi kurmak için kolları sıvadım. Ancak bu hiç te kolay ve ucuza mal olmadı. Tüm işlemlerin bitmesi tam 9 ayımı aldı, yaptığım harcamaların tutarı da 20.000 Doları aştı. Biz bir ticaret firmasıyız, mermerden zeytinyağına, dondurulmuş gıdadan çimentoya, yürüyen merdivene, tren vagonuna, elektronik ürünlere, tekstile, tıbbi ürünlere, ginsenge, ambalaj makina ve malzemelerine kadar pek çok farklı konuda ya doğrudan ticaret yapıyoruz ya da aracılık ve danışmanlık hizmetleri veriyoruz. Bu arada yeni projeler de hazırlıyoruz, inşallah 2009′da hazır olacaktır. Geleceğe güvenle bakıyoruz, Özellikle Türkiye’nin Çin’e yaptığı ihracatın çok daha fazla olması gerektiğine, bu devasa pazarın bu hedefimize uygun olduğuna yürekten inanıyorum. www.harclik.net adresindeki kişisel web sitemdeki makalelerde ve katıldığım panellerde yaptığım konuşmalarda ihracatçılarımızın Çin pazarına daha fazla önem ve değer vermesini sağlamaya çalışıyorum. Genelde herkes Çin’in yaptığı ihracatları konuşuyor ama bence Çin pazarı aynı zamanda hızla büyüyen bir ithalat cenneti durumundadır, sadece 2007 yılında Çin’in yaptığı ithalat tutarı 956 milyar Dolar’ı aşmış durumdadır. Henüz marka bilincinin oluşmadığı Çin’de Türk ihracatçıları ellerini çabuk tutarlarsa, dünyanın en büyük fırsatlar ülkesinin Çin olduğunu 4 yıldır haykıran bendenize hak vereceklerdir. KARYA olarak daha fazla Türk markasının Çin raflarında yer ve pay almasını sağlamak için elimizden gelen tüm gayreti göstermeye, ihracatçılarımıza danışmanlık yapmaya, pazara giriş aşamasında işbirliği yapmaya devam edeceğiz.

Sizi Çin ile çalışmaya yönlendiren sebep yada sebepler nelerdi?
- Çin’i tanıdığım ilk seyahatte, dünyanın ekonomik geleceğini etkileyeceğini sezinledim. Hem mesafe, hem de kültür farkı nedeniyle Türk ihracatçıların bu pazara dikkatlerini bir an önce çekebilmek için de, taşın altına sadece elimi değil, kafamı da sokmaya karar verdim ve gelip yerleştim. Çin’den önceki çalışma alanım, yine çok zor bir pazar olan Yunanistan olduğu için, zorluklarla mücadele etmeyi öğrenmiştim. Bu konudaki çalışmalarımı www.harclik.net adresindeki kişisel web sitemin arşivindeki eski sayılarda okuyabilirsiniz. İşte o tecrübelerimi, yine Türkiyem’in yararına kullandırmak üzere Çin’e geldim.

Shanghai Karya International Trade Co. Ltd. şirketi nasıl kuruldu?
- 2005 yılında, Çin’in ve dünyanın en büyük serbest bölgesi olan Waigaoqiao Free Trade Zone’daki %100 Türk sermayeli ilk şirket olan Shanghai KARYA International Trading Co. Ltd.’i kurdum.

Shanghai hakkında bize biraz bilgi verir misiniz?
Shanghai, Çin’in İstanbul’udur. Ancak Shanghai’i görünce Çin’i gördüğünü sananlar ve hesabını-kitabını buna göre yapanlar büyük bir yanılgıya düşerler, çünkü bu güzel şehir henüz Çin’in vitrini durumundadır.

Biraz Çin’i ve Çinlileri bize anlatır mısınız? (en ilginç özelliklerini, ilgini çeken yanları v.b.)
Çinliler bizi seviyor, burada huzur içinde yaşamamıza ve çalışmamıza olanak veriyorlar, biz de onları seviyoruz. O kadar ki, büyük oğlum sayesinde Çinli bir gelinim olmuştu, şimdi de bir torunum var. :) Çinlilerle bazı konularda ciddi kültür farklılıklarımız var, ancak yemek yerken ağızlarını şapırdatmaları, nerdeyse her yere tükürmeleri, trafikteki saygısızlıkları gibi ufak tefek (!) olumsuzlukları hoş görmenizi sağlayacak kadar cana yakın ve güler yüzlüler. :) Çin’i ise anlatmayacağım, bence her Türk vatandaşının ölmeden önce en az bir kere görmesi gereken bir ülke ama bir şartım var, bütün Çinliler de en az bir kere Türkiye’yi ziyaret edecekler. Bu şartımın altında bir bit yeniği aramayın sakın, hele hele Çin’in nüfusunun Türkiye’den 20 kat daha fazla olmasının konumuzla hiç alakası yok, tamamen tesadüfi ve duygusal (!) bir rastlantı diyelim. :)

Çinlilerin yemeklerinden bahseder misiniz, en sevdiğiniz yemek? Bize ne yemeği önerirsiniz?
- Çinli dostlarım hiç kusura bakmasınlar ama Çin mutfağı ile hala bir barış imzalayamadım. Sadece balık yerken sorun yaşamıyorum, o da benim istediğim gibi pişirilir ve yanında limon ve tuz getirirlerse, yok o … sosları ile balığı katletmişlerse, masadan yine aç kalkıyorum, neyse ki benim göbekte yeterince stok var da, sorun olmuyor. :)

Çin’de yaşamak isteyenlere ne gibi önerilerde bulunursunuz?
- Madem sordunuz samimiyetle söyleyeyim; güzel Türkiye’den sonra Çin’de yaşamak, baklavanın üzerine turşu suyu içmek gibi bir duygu uyandırıyor. Dolayısıyla mümkünse Türkiye’de yaşasınlar ama mutlaka gelmeleri gerekiyorsa şunu bilsinler ki, dünyanın 4 kıtasını onlarca ülkesini ve şehrini görmüş biri olarak, Çin dünyadaki en güvenli, huzurlu ve mutlu yaşamı sunan ülkelerden biridir. Yalnız nasıl olsa Çin’de her şey ucuzdur gibi bir yanılgıyla gelmeye kalkmasınlar çünkü asla öyle değil. Ayda en az 2.000 Euro masraf ederek yaşayabileceklerini bilsinler, okul çağında çocukları varsa bunun kesinlikle yetmeyeceğini ön görsünler, yoksa çok mutsuz olur ve yıpranırlar.

Çin’e gittiğimizde mutlaka görmelisiniz dediğiniz yer veya yerler nereleridir?
- Ben Çin’in her yerine yayılmış onlarca havaalanından 24 tanesini kullanacak kadar çok seyahat ettim ve Çin’in doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine kadar onlarca hatta yüzlerce şehir gördüm. Dolayısıyla bu soruya; “Çin’i gördüm diyebilmeniz için, sadece Çin Seddi, Yasak Şehir, Shanghai, Huangzhou, Suzhou, Wuxi, Xiamen, Shenzhen, Guangzhou, Chongqing, Xian, Gulin, Jinan, Yantai, Dalian, Harbin, Nanjing, Kunming, Wenzhou, Ningbo, vs… gibi şehirleri görmeniz bile yetmez, çünkü Çin Türkiyem’in 10 katı genişliğinde bir yüzölçümüne sahip” şeklinde bir cevap vereceğim. :)

Sanırım sizde benim gibi Fenerbahçelisiniz ve Çin’deki Fenerbahçeliler Derneği’nin başkanlığı görevini yürütüyorsunuz, dernek olarak ne gibi faaliyetleriniz var?
- Çin’e yerleşmeye karar verdiğimde belirlediğim hedefler arasında “Çin’deki Fenerbahçeliler Derneği”ni kurmak ve Fenerbahçemiz’in 100. kuruluş yıldönümünü Çin Seddi’nde büyük Fenerbahçe Bayrakları açarak kutlamak da vardı. Hamdolsun 2005 yılında derneğimizi kurduk (henüz resmi değil çünkü Çin’de bizim derneklerimiz gibi sivil toplum örgütlerine izin verilmiyor), 50′den fazla üyemiz var ve dernek olarak 100. yılımızda Çin Seddi’nde arzuladığımız etkinliği gerçekleştirdik, Türkiye’deki gazeteler ve televizyonlar da bunu haber olarak yayınladılar (http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/printnews.aspx?DocID=5009700).

Makalelerinizi yazdığınız ve ücretsiz dağıttığınız Harçlık Dergisi nasıl ortaya çıktı?
- İnternet ortamında, www.harclik.net adresinde ve ücretsiz olarak yayınlamakta olduğum “HARÇLIK” adlı elektronik dergiyi ilk kez 1999 yılında yayınladığımda sadece bir tek sayfadan oluşuyordu ve 50 kişilik bir okur grubu vardı. Aradan geçen sekiz yılda okur sayısı 5.800′e ulaştı ve artık HARÇLIK’ın her sayısı en az 100 sayfadan oluşuyor. Ancak Çin’deki yoğun çalışma tempom yüzünden son sayılar, ham olarak hazır olmasına rağmen, 8 yıldır gösterdiğim titizliğin etkisiyle, henüz tashihlerini bitiremediğim için okurlarıma gönderemedim. İnşallah en kısa sürede bu aksaklığı giderecek ve her ay onların “HARÇLIK”larını göndermeye devam edeceğim. Tabii onlar da yıllardır yaptıkları gibi bu “HARÇLIK”ları sadece biriktirmeyecekler, harcayacaklar ve dostlarıyla paylaşacaklar. :)

Son olarak Çin ile iş yapmak isteyen iş adamlarına neler önerirsiniz?
- Çin’e ihracat yapmak ya da buradan mal almak isteyen işadamlarımıza ve firmalara tavsiyem şu olur. Türkiye’de hangi il ve ilçeye giderseniz gidin, bir Ticaret Odasına başvurduğunuzda o bölgedeki tüm firmaların adlarını, adreslerini, telefon ve fax numaralarını, hatta artık web ve email adreslerini, sadece birkaç dakika içinde ve çok cüzi bir ücret karşılığında alabilirsiniz. Ancak bu muhteşem hizmet maalesef Çin’de verilmemektedir. Bu yüzden pazara girişte veya ürün alımlarınızda mutlaka sizin adınıza çaba sarfedecek ve Çin’de tecrübesi olan Türk firmaları ile işbirliğini tercih etmelisiniz. Böylece, kendi başınıza gerçekleştireceğiniz başarılı bir girişten çok daha fazlasını hem de çok daha ucuza elde edebilirsiniz. Bana sıkça sorulan soru şudur; “Çin’de zaten herşey ucuz, biz ne satabiliriz ki?” Bu soruya ve kökten yanlış yaklaşıma şöyle cevap veriyorum; Çin’e Türkiye’den satılabilecek o kadar çok ürün var ki, inanın her geçen gün daha çok şaşıyorum. Kısaca şunu söyleyeyim; Çin’e en çok tükettikleri ürün olan pirinci bile satabilirsiniz, Tosya pirincini bile satabileceğiniz bu devasa pazarda her kesimin kendi sektörü ile ilgili ciddi bir pazar araştırması yapması durumunda bana hak vereceklerine tüm kalbimle inanıyorum.

Röportaj için çok teşekkür ederiz iyi çalışmalar…

Yazılarım kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Zeytin ve Zeytinyağı Sektörü ‘ 1. Ortak Akıl Toplantısı’ tutanaklarından…

Zeytin ve Zeytinyağı Sektörü ‘ 1. Ortak Akıl Toplantısı’ tutanaklarından notlar ve 30 yıl sonra gerçekleşen sürpriz bir arkadaş buluşması

* * *
ZEYTİN VE ZEYTİNYAĞI SEKTÖRÜ “1. ORTAK AKIL TOPLANTISI”

(26 Şubat 2009, İzmir)

(…)
Hasan Köşklü (Moderatör): Buyurun Zafer Bey.
Zafer Karadağ: 5 yıldır Çin’in Şanghay kentinde yaşıyorum, ilave etmek istediğim şu; şimdi 166 bin tonluk bir rekolteden söz ettiğimiz bir sezon yaşıyoruz. Birkaç senesi sonrası içinde 500-600 hatta 700 bin tonları telaffuz edeceğimizi söylüyoruz. Şu an sektördeki kişi ve kuruluşlar arasında yaşanmakta olan çekişmelerin bir an önce giderilip, en önemlisi, bu sıraladığınız maddelerin arasında bulunmasının mutlaka gerekli olduğuna inandığım bir kelime var, onun ilave edilmesini istiyorum. O da “sinerji”, bu çekişmenin giderilmesi ve bir sinerji yaratılması gerektiğine inanıyorum bunun ilave edilmesini rica ediyorum teşekkür ederim.
Hasan Köşklü: Ben bugünkü makalenizi de okudum, gerçekten doğru. Sektördeki uzlaşmazlığın sona ermesi sanırım herkesin yararına olacak.
* * *
Hasan Köşklü: Bu arada başka söz almak isteyen arkadaşımız var mı? Şanghay temsilcimiz Zafer bey var.
Zafer Karadağ: Şimdi bir başka pencere açmak istiyorum bunun sebebi de şu. Sorunlardan şikayet ettiğimiz sürece biz de bir süre sonra o sorunların bir parçası haline geliyoruz. Dolayısıyla çözüm üretmek zorundayız. DİR konusundaki sıkıntıları aşamıyorsak acaba başka formüller uygulanabilir mi? Hazır demin Ali Bey ben bir soru soracağım demişti ben de ona bir soru sormak durumundayım hem İhracatçı Birlikleri Başkanı olarak TİM ikinci başkanı olarak bu konudaki en doğru muhatap odur diye düşünüyorum. Bu fikir üzerinde tartışılabilir. Madem ki DİR’i aşamıyoruz DİR sıkıntısını aşamıyoruz örnek bunu başka ülkelere monte edebilirsiniz ben içinde yaşadığım ülke olduğu için söyleyeyim. Çin’in Şanghay şehrinde dünyanın en büyük serbest bölgesi var bende o serbest bölgedeki ilk Türk şirketini kurdum. Orada bir depo oluşturulsa marka imajı şu an Çin’de henüz batıdaki gibi marka algılaması olmadığı için Türklerin markalaşması çok daha kolay çok daha hızlı olabilir. Bunu ısrarla hep söylüyorum yıllardır makalelerimde de söylüyorum, yazılarımda da söylüyorum. Bu avantaj her geçen gün bizden uzaklaşıyor. Bir an önce elimizi çabuk tutmamız gerekiyor. Acaba buraya getirip de ihraç edemediğimiz Suriye malını, Tunus malını, Arjantin malını götürüp oraya oradan pazara soksak böyle bir yapılanma ile DİR sıkıntısını buradaki DİR sıkıntısını aşsak aynı şeyi zeytin ihracatçılarımız Romanya’da Köstence’de serbest bölgede kursalar böyle bir yapılanmayla. Bunu kursak hem oradaki markalaşmamızı hızlandırmış, hem katma değerimizi arttırmış olmaz mıyız? Bu konudaki düşüncelerinizi rica ediyorum ve herkesi düşünmeye davet ediyorum teşekkür ederim.
Ali Nedim Güreli: Birincisi Zafer Bey biz DİR konusunda gerekli izni aldık yerel seçimin bitmesini bekliyor hükümet. Yerel seçimden önce popülist yaygara olur diye korkuyorlar. Ben olsam korkmam, ben bir imza attım mı korkmam. Bu demek ki politika, ben politikacı değilim. Onun bir bedeli var demek ki anlamıyorum. Ama şu anda DİR açıkta olsa Türkiye’nin ithal edeceği zeytin ve zeytinyağı yok hiçbir yerden bu bir zamanlama meselesidir. Zamanlama meselesi de şudur siz Wolmart var meşhur biliyorsunuz şimdi sarsıntı geçiriyor veya neyse işte Almanya’da Nekerman var falan her yurtdışında yaşıyan Türk’te genetik olarak Türkiye’ye çok bağlı oluyor hala memleketi ile bir ilinti var kafasında ve hep sorarlar bize ya orada İspanyol yağları var sizin niye yok bilmem ne zeytini gördük falan şu sebepten yok. siz marketlerin bir alım programı vardır ve siz gidersiniz bugün Wolmart’a Fatih Bey dedi bu ülkeden marka çıkacak bizim bütün bu heyecanlı konuşmalarımız bu süreci kısaltma yönünde yoksa ümitsizlik falan değil. Biz ümitsiz olsak elaleme zeytin ağacı diktirirmiyiz sonra biz küçük yer insanıyız sonra bizi gelip evde bulurlar bu ağaçları diktirdin de rezil olduk diye. Bizim ümidimiz var biz üretimden falan korkmayız. Üretimden çarpık kafalı insanlar korkar, altında kalırlar üretimin. Şimdi siz Nekerman’a gittiğinizde adam sizden 8 ay, 10 ay, Erol daha iyi bilir. Amerika’ya zeytin satar bu Erol kardeşim fiyat iyi fiyatla da hem karlı fiyatla yani o gün için aldığınızın üzerine kar koyup satabileceğiniz fiyata 12 ayda teslim edeceğiniz atıyorum Kadri’nin söylediği gibi 500 konteyner mal ister sizden. Siz bir kere dönüp böyle bir malın hammadde garantisi elinizde olmadığı için Türkler şimdiye kadar bunu veremez bunu veremedikçe Türkler ikinci, üçüncü lig işlerine talip olurlar. Daha böyle ufak markalara, daha ufak marketlere Amerika’ya yolladığımız yağların büyük miktarını İtalyanlar alıp karıştırıp markasız lokantalara dağıtır. Uyduruk, kaydırık işlerdir bizim ihracatçının çoğu yaptığı. Bu sistemin dışında kaldınız mı marka da yaratılmaz. Marka yaratmak dediğiniz çok büyük marketler gelir mesela senden 24 bin ton alır. Sende gidip onu dünyanın İtalya’nın yaptığı gibi x ülkesinden iyi bir fiyatla bağladığında ticaret olmuş olur. Markada öyle oluyor. Ha serbest bölge bu inat devam ederse serbest bölge bir çözüm mü çözümdür. Geçici çözümdür ama bizim zaten Fatih Bey rahat etsin ben aynen kendisi gibi düşünüyorum. Biz daha hayatta iken elimiz ayağımız tutarken çok basit şeylerle iyi yere gelecek sektörün iyi yere geldiğini görmek istiyoruz para kazanmanın dışında doğduğundan bugüne bir tek bu işi yapan insan diktiği ağacın büyüdüğünü görmesi de keyifli bir iştir. Yani amacımız itişip kakışmamız o yüzden ama üretim Fatih Bey’in dediği gibi bütün çarpıklıkları sel gibi önüne alıp götürecek. Eğer Allah böyle yağış devam ettirsin seneye müthiş bir rekolte olacak. O zaman acaba ihracatçı şöyle bilmem nedir ahlak yok, gerek yok ihracata. Gazeteyi getirdiler ihracata gerek yok diyor bilmem ne örgütü başkanı. Acaba ne yapacaklar. O zaman şu kabil o zaman malını satamayan köylüyü onların bürolarına gönderip hadi babacım bize de yol göster sen bu Arnavutluk kafasıyla böyle önermiştin şimdi ne yapacağız demek kabil bizim maksadımız üzüm yemek bizim heyecanımızda gelecek olanı görüyoruz, ışığı görüyoruz o ışık doğru yola gitsin heyecanıdır bizim ki, bizim kaybedecek koltuk, makam bilmem ne delege melege ilişkilerimiz olmadığı için doğruyu bulmaktır bizim işimiz anlattığım bu. Ama bir senelik çözüm soruyorsanız tabii ki kabil. Hatta biz şimdi bu sıkıntıdan öyle bir araya geldik ki ben serbest bölgede yer tutarım bütün arkadaşlarıma gelin siz de buradan yapın derim bu olur biter. Bu geçici çözümdür söyleyeceğim bu kadar.
* * *
Hasan Köşklü: Toplantımızın neredeyse sonuna geldik her iki bölümün başında söylediğim önerilerinizi biraz sonra alacağım Zafer Bey son söz sizde galiba.
Zafer Karadağ: Bir ilavem olacak. Şimdi hatırlarsanız DTM’nin bir Türk ürünlerinin bir tanıtım projesi vardı. Orta Asya’ya kadar giden. O projenin uygulaması aşamasında DTM ihracat genel müdürü sayın Ali Boğa’ya bir teklif götürdüm dedim ki bu projenin bir benzerini Çin’de organize edelim çünkü Çin’de demiryolu ağı çok gelişmiş durumda. Bizim burada TIR ya da minibüs türündeki projelerimizden daha uygun bütçelerle bunu yapmak hem çok etkili olur henüz daha Yunanlılar, İspanyollar, İtalyanlar böyle bir şeyi yapmadıkları için çok daha ses getirebiliriz. Bu projeye inanmıştık inancım hala sürüyor tanıtım grubunun buna benzer projelere nasıl baktığını bilmiyorum ama lütfen samimiyetle rica ediyorum bunu da bir not alın bu mümkündür ve çokta etkili olacaktır. Tanıtım grubu ile ilgili Çin’de yaşanan bir örnekten bahsedeyim Fındık Tanıtım Grubu Çin’de faaliyete başladığında Türkiye’nin Çin’e ihracatı yılda 29 ton. Fındık Tanıtım Grubu’nun çalışmalarından sonra bu 29 tonun ulaştığı rakam 1453 ton. Sanıyorum derdimi ifade edebilmişimdir. İki yılda. DTM’nin rakamları bu. 29 tondan, 1453 tona 2 yılda kat edilen mesafe.
* * *
Hasan Köşklü: Bir arkadaşımız da var burada, Çin’den gülümsüyor, sonuçta bu toplantıları belki uzlaşmaya varamayız ama bilgimizi mutlaka arttırırız bir sonrakinde mutlaka anlaşacak bir yolu buluruz bence bu toplantıların devamı gerekiyor.
Zafer Karadağ: Zeytin ve zeytinyağı tanıtım vagonu demiştim, başka yerde başka türlü olabilir en azından not düşmek açısından ilave etmek istedim.
Hasan Köşklü: İhracatçı Birliğimizin bünyesi içerisinde Metin Bey’inde dahil olduğu bir dış tanıtım komitesi var orada Çin’in dışında diğer ülkelerde de benzer bir şey olabilir diye kayda girilsin diye.
Bir ses: Sayın başkan bu önemli konu ile ilgili hem Zafer Bey hem de Aydınlılar buradayken bu kampanyayı derhal başlatmamız gerekir.

* * *
30 YIL SONRA GERÇEKLEŞEN SÜRPRİZ BİR HEMŞEHRİ BULUŞMASI…

İzmir’de katıldığım bu Ortak Akıl Toplantısı’ndan sonra aldığım aşağıdaki email beni hem gururlandırdı, hem de 30 yıl gerilere götürdü, çok duygulandım…

Zafer Bey merhaba,

İzmir’deki Ortak Akıl Toplantısı’nda sizinle fazla görüşemedik. İnanın zeytinle yatıp, zeytinle kalkıyorum. Bu işin parası pulu bir tarafa, tutku, zeytinle zeytinyağıyla ilgilenme anlatılamayacak bir duyguymuş.

Toplantıdan sonra sizi Muğla’dan hatırlayınca, sonra size sempatim daha çok arttı. Neden derseniz, siz benden 3 yaş büyüksünüz, benim iş hayatım 11 yaşında Yalabuk Parkı’nda başladı, orada yazları 10 yıl çalışmam insanlarla iletişimimi artırdı. Mustafa Yalabuk’tan çok seyler öğrendim, hayat adına, yaşam adına.

18-20 yaşlarındaydım herhalde, siz de 21-25 yaşları arasındaydınız hafızam beni yanıltmıyorsa. Siz Yalçın Restaurant’ı çalıştırıyordunuz, ben de yandaki Yalçın kahvesine takılıyordum.

Bakmakla görmek farklı şeylerdir, o zamanlar nasıl farklı bir işletmecilik anlayışınız olduğunu ben hissediyordum, görüyordum. Alışılagelmiş anlayışları değiştirmeye çalışıyordunuz, restaurant için alışverişi bizzat kendiniz yapıyordunuz. Aşçılarınızla hararetli, coşkulu, heyecanlı, titiz söylevler yaparak işe anlam katmaya çalışıyordunuz. Hiç yorulmuyordunuz, garsonlarla da ayrı ayrı ilgileniyordunuz.

Kısacası Muğla’da farklılık yaratmaya çalışıyordunuz. Ben de gözlemlerimle sizi destekliyordum, “işletmeci böyle olmalı” diyordum.

Daha sonraki yıllarda da, İstanbul’a yerleşerek ileriye görmenizle, ufkunuzla aklınızı birleştirerek, Muğla’ya hizmette farklılık getirmeye çalışıyordunuz.

İşte o farklı bakışınız, sizi taa Çin’e kadar taşımış, bir Muğlalı olarak sizinle gurur duydum. Muğla’ya hala örnek oluyorsunuz, Çin’deki şirketinizin adının bile Karya olduğuna da çok sevindim.

18 yaşında Yalabuk Parkı’nın anahtarını, çalıştırmam için verdiklerinde şaşırmıştım. Şimdi ben de, Karya civarının zeytinyağı ve zeytininin dünyada söz sahibi olması için çaba gösteriyorum. İddia ediyorum, Dünyada doğal organik zeytinciliğe en müsait bölge, Karya dediğimiz Muğla bölgesidir. Elimde donelerim çok, fakat oradaki üreticilerle, yağhanecilerle, muhtarlarla ayrı ayrı toplantılar yapmayı düşünüyorum. En doğal bölge bizim bölge ama en geri kalan bölge de biziz.

Boş kaldığımda, hep sizin www.harclik.net sitenizde geziniyorum, yazılarınızı dikkatle okuyorum. Selamlar. Savaş KOYCU, 8 Mart 2009 – Muğla

Yazılarım kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Bir musibet, bin nasihattan iyidir..

BİR MUSİBET, BİN NASİHATTEN iYİDİR…

13.Mayıs.2008, Salı – Zafer KARADAĞ

Son günlerde zeytinyağı sektöründe yaşanan “ithal zeytinyağına izin verilmeli mi, verilmemeli mi?” tartışmasına, ben de başka bir açış açısı ile katılmak istiyorum.

Madem ki, Türkiye’deki zeytinyağı fiyatları yüksek kaldığı için ihraç pazarlarımızda sıkıntı yaşıyoruz, o halde ivedilikle ihracat stratejimizi gözden geçirmemiz gerek.

Yoksa, “Avrupa’daki ucuz zeytinyağı avantajını Türk ihracatçısının da kullanması gerektiğini” savunanlarla, “elimizde onbinlerce ton zeytinyağı stoğu varken bir de dışarıdan zeytinyağı satın almayı, vatan hainliği ile eşdeğer tutanların” çekişmesi, sektörün derinden yaralanarak, adeta kutuplaşmasına yol açacağa benziyor.

Kim bilir? fiyatlarımızın yüksek olması şeklinde tezahür eden bu musibet, bize yıllarca anlatılacak binlerce nasihatten daha faydalı bir fırsat sunuyordur da, sektörümüz henüz bunun bilincinde değildir.

Malumunuz, zaman ve zeminin elverişli olduğu her fırsatta ihracatçılarımıza sesleniyor ve Çin’de yıldızı her geçen gün daha fazla parlayan, “zeytinyağı pazarına” dikkat çekmeye çalışıyorum.

Şimdi de, 12.000 km. ötedeki bu devasa pazara 14 saat uçmadan da gitmenizi, böylece pazar hakkında önemli fikirler edinmenizi sağlamaya çalışacağım.

Dilerim sunduğum bu naçizane bilgileri hak ettiği şekilde değerlendirir ve bir an önce Türkiyem’in ihracatına daha fazla katkıda bulunmaya başlarsınız.

Eğer Çin’deki ve Pasifik Ülkelerindeki dökme zeytinyağı alıcılarına ve aracı firmalara fiyat beğendiremiyorsak, o zaman biz de onları aradan kaldıracak ve raflara hatta tüketicilere doğrudan ulaşmamızı sağlayacak yeni satış politikaları geliştirmeliyiz.

Örneğin, 1,3 milyar insanın yaşadığı devasa Çin pazarına bir göz atalım.

Aşağıdaki fotoğrafı Çin’deki süpermarket zincirlerinden birinde çektik.

Raftaki fiyat etiketleri, aracı firmalara en iyi fiyatı verdiğinizde bile engelleyemediğiniz ağlamalarında, aslında hiç de haklı olmadıklarını gayet net bir şekilde anlatmaktadır.

Fotoğraftaki markaları, ambalaj şeklini ve tabii içindeki zeytinyağı cinsini; Çin parası RMB, Amerikan Doları ve Yeni Türk Lirası bazındaki fiyatları ile birlikte aşağıdaki tabloda bilginize sunuyorum.

PERAKENDE FİYAT TABLOSU
Marka Cinsi Litre Ambalaj RMB USD YTL
Minerva Extra Virgin 0,25 cam 43.99 6,03 7,20
Olierolia Virgin 0,25 cam 32.99 4,52 5,40
Ybarra Virgin 0,25 cam 31.99 4,38 5,25
Mueloliva Virgin 0,25 cam 29.99 4,11 4,95
Colline del Casate Ex. Vi. 0,50 cam 66.99 9,18 11,00
Bertolli Virgin 0,50 cam 65.99 9,04 10,85
Coosur Virgin 0,50 cam 48.99 6,71 8,05
Minerva Extra Virgin 0,75 cam 92.99 12,74 15,30
Bertolli Virgin 0,75 cam 82.99 11,37 13,65
Pietro Coricelli Virgin 1,00 cam 96.99 13,29 15,95
Fragata Extra Virgin 1,00 cam 85,00 11,64 13,95
La Espanalo Virgin 1,00 cam 79.99 10,96 13,15
Monini Virgin 1,00 cam 76.99 10,55 12,65
Minerva Virgin 3,00 plastik 242,00 33,15 39,80
Carapelli Virgin 5,00 plastik 439,00 60,14 72,15
Metro Extra Virgin 5,00 teneke 369,00 50,55 60,65

4 yıldır Çin’de yaşayan bir Egeli ihracatçı ve zeytinyağı sevdalısı olarak, bu devasa ülkede yaratacağım bir zeytinyağı başarı hikayesi olduğuna tüm kalbimle inanıyorum.

Çin’deki zeytinyağı pazarında bir Türk markası ile “1 NUMARA olmak”, benim şirketim yani Shanghai Karya International Trading Co. Ltd. için hayal değil bir hedeftir.

Hazır olduğumuzda yani doğru zamanda, doğru ürün ve üreticiyi bulduğumuzda bu hedefe doğru yürümeye başlayacağız ve Allah’ın izniyle bunu gerçekleştireceğiz de.

Dezavantaj gibi gösterilmeye çalışılan, Türk markalarının yeterince bilinen markalar olmadığıyolundaki iddialar için de şunu söylemek istiyorum.

Fotoğrafta görür görmez tanıdığınız bazı ünlü markalar mutlaka olmuştur. Ama biliyor musunuz, Çin halkında henüz bir marka bilinci oluşmadığı için, tüketicilerin gözünde o markalar ile Türk markaları arasında sandığınız kadar fark yoktur ve bu bizim açımızdan çok büyük bir avantajdır.

Bu iddiamı destekleyen bir başka ülke örneği ile satırlarıma son vermek istiyorum…

Bazı Türk markalarının Rusya’da yarattıkları ve bize gurur veren başarı öyküleri vardır.

Örneğin, temizlik ürünlerinde “Evyap”, blue jean deyince “Colin’s”, alışveriş merkezi işinde “RamStore” ve inşaat denildiğinde “Enka” Rusların aklına gelen ilk markalar olmayı başarmışlardır (ki, hepsi de kendi kulvarında dünya devleriyle kıyasıya rekabet etmektedirler).

Emir demiri keser mi? keseeer! Yeni DİR (Dahilde İşleme Rejimi) açıklandığına ve zeytinyağı ithaline izin verilmeyeceği anlaşıldığına göre artık bu kısır tartışmaya bir son vermeli ve elimizdeki imkanları en iyi şekilde nasıl değerlendirebileceğimize bakmalıyız.

Rusya’da olduğu gibi, Çin’de de başarılı Türk markaları görmek için yanıp tutuşuyoruz, onlardan biri de neden siz olmayasınız?

Saygılarımla.

Zafer KARADAĞ
Yönetim Kurulu Başkanı
Shanghai KARYA International Trading Co. Ltd.
Waigaoqiao Free Trade Zone – Shanghai 200131 CHINA
Tel : +86-21-5042 2420
Gsm: +86-131-2753 7434
www.karya.biz
www.harclik.net
zafer@karya.biz
zaferkaradag@gmail.com

(13.Mayıs.2008, Şanghay)

Yazılarım kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Fenerbahçe Bayrağı Çin Seddi’nde…

FENERBAHÇE BAYRAĞI ÇİN SEDDİ’NDE…

31.08.2007 – Pekin

Çin’deki Fenerbahçeliler Derneği, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı ünlü Çin Seddi’ne çıkarak kutladı. Çin Seddi’nde Fenerbahçe bayrağı açan taraftarlar, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’dan Fenerbahçe’yi Çin’e getirerek, ’100. yıl şampiyonluğunu’ Çin Seddi’nde kutlanmasını istedi. Dün Türkiye’nin yurtdışındaki diğer tüm diplomatik temsilciliklerinde olduğu gibi Türkiye’nin Pekin Büyükelçiliği’nde de Zafer Bayramı kutlandı. Pekin Askeri Ataşesi Ali Lokman’ın Pekin Büyükelçiliği’nde verdiği resepsiyonu; Çin’de yaşayan Türkler, Pekin’deki elçiliklerin askeri ataşeleri ve Pekin’de bulunan diğer misyon şeflerinin geniş katılımıyla yapıldı. Bu arada Elçilikte bir araya gelen Çin Fenerbahçeliler Derneği üyelerinin bir bölümü daha önce almış oldukları bir kararı yerine getirerek Çin Seddi’nde Zafer Bayramı’nı kutladı.

’İLK DEFA BİR TÜRK TAKIMININ BAYRAĞI ÇİN SEDDİ’NDE’
Bugün Çin Seddi’nin Badaling bölümüne çıkan Fenerbahçeliler, Çin Seddi’ne Fenerbahçe bayrağı açmanın keyfini yaşadılar. Fenerbahçeliler ilk kez bir Türk takımının Çin Seddi’nde bayrak açtığına da dikkat çekerek, “Bir ilke daha imza atmanın mutluluğunu yaşıyoruz, aya da bayrağı ilk diken biz olacağız” dedi. Dernek başkanı Zafer Karadağ burada yaptığı açıklamada, Fenerbahçe bayrağının bugün daha çok anlam ifade ettiğini söyledi. Karadağ, “Biz Türkler, en başta 30 Ağustos Zafer Bayramımız nedeniyle burada olmanın onurunu ve gururunu yaşıyoruz” dedikten sonra sözlerine şöyle devam etti: “Bu yıl Fenerbahçe’mizin 100. kuruluş yılı. Bizler burada Fenerbahçe bayraklarını açarak şunu ilan ediyoruz; Çin Seddi’nin dünyanın en büyük askeri savunma yapısı olarak bilindiği gerçeğinden hareket ederek, buradan tüm dünyaya ve Türkiye’deki futbolseverlere seslenerek, asla şu gerçeği unutmamalarını söylüyoruz: Fenerbahçe’nin dünyada geçemeyeceği hiçbir sınır yoktur.”

FENERBAHÇE’Yİ ÇİN SEDDİ’NE BEKLİYORLAR
Aziz Yıldırım’a da seslenen Karadağ, “Sayın başkanımız Aziz Yıldırım’a da Fenerbahçe’nin Çin’e gelmesiyle ilgili daha önce verdiği bir beyanını kendisine hatırlatarak, Fenerbahçe’mizi bu yıl Çin’e ve Çin Seddi’ne bekliyoruz. Biz Çin’deki Fenerbahçeliler Derneği olarak ’Çin Seddi gezisi için kulübümüze en yakışan tarih ise Fenerbahçe’nin 100. yılında alacağı şampiyonluktan sonradır’ diyoruz.”

’ÇİN’İN FENERLEŞME SÜRECİ BAŞLADI!’
Çin’deki Fenerbahçeliler Derneği’nin Çin Seddi’nde Fenerbahçe bayrağı açması ve fotoğraf çektirmesi Çin Seddi’ni gezen turistlerin de ilgisini çekti. Fenerbahçeliler burada Çinli turistlere “En büyük Fener” sloganını attırdı. Merakmı bir Çinli çifte Fenerbahçe bayrağı hediye edilirken, çiftin bu bayrağı doğacak çocuklarının yatağına asacaklarını söylemesi üzerine Karadağ şöyle dedi: “1 milyar 300 milyon nüfusu ile dünyanın en kalabalık ülkesi olan Çin’de 1 yeni doğacak olan bebekle birlikte bu 3 kişiyi daha Fenerli yaptık, geriye kaldı 1 milyar 299 milyon 999 bin 997 kişi. Fenerbahçe’mizin şampiyonluk sonrası Çin Seddi’ne çıkması Çin’in Fenerbahçelileşme sürecini daha da hızlandıracaktır.” (Milliyet, 31 Ağustos 2007)

Yazılarım kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Tedirginlik ve Umut Bir arada…

TEDİRGİNLİK VE UMUT BİR ARADA…

22.Kasım.2006, Çarşamba – Zafer KARADAĞ

Ayvalık’ta düzenlenen “Türk Zeytinyağının İç ve Dış Pazarda Tanıtımı” paneli ile ilgili haberleri okurken, birbirinden oldukça farklı iki duyguyu yani tedirginliği ve umudu, aynı anda hissettim.

Tedirginliğimin kaynağı, Milletçe olduğu gibi sektör olarak ta birlik ve beraberliğe, her zamankinden daha çok ihtiyaç duyduğumuz bugünlerde, panelde sergilenen sektörel bir iç çekişme ve bölünmüşlük görüntüsüydü.

Sektörün önde gelenlerince sergilenen bu çekişmenin tabana yayılması, Türkiye’nin 2023 yılında gerçekleştirmeyi öngördüğü 500 milyar Dolar’lık ihracat hedefi içinde önemli bir yer tutacağına inandığım; zeytin, zeytinyağı ve işlenmiş zeytin ürünleri ihracatını sekteye uğratacaktır.

Umudumun kaynağına gelince… Bu düşüncemi daha iyi ifade edebilmek için, izninizle, size önce geçen yıl yaşadığım bir olayı nakletmek istiyorum.

Hatırlayacağınız gibi, Rusya’nın taze sebze ve meyve ihracatımıza uyguladığı ambargo nedeniyle ürün fiyatları tarihi bir düşüş yaşamış, domatesini 10 kuruşa, salatalığını 3 kuruşa bile satamayan çiftçimizle birlikte, sektör zincirini oluşturan tarla işçisinden ihracatçıya kadar tüm halkalar, dolayısıyla da Türkiye ekonomisi ağır bir darbe yemişti.

İşte o günlerde, Egeli bir ihracatçı olmamdan kaynaklanan üzüntü ve duygusallıkla, Çin’de yaşayan bir Türk işadamı olmamın yüklediği misyonu biraraya getirdim ve bir proje hazırladım.

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TiM), Dış Ticaret Müsteşarlığı (DTM), İhracatçı Birlikleri, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), İzmir Ticaret Odası ve Pekin’deki Büyükelçiliğimizin Ticaret Müşavirliği’ne de gönderdiğim bu proje özetle şöyleydi;

Madem ki Rusya mallarımızı almıyor ve fiyatlar böylesine dibe vurdu, öyleyse bu talihsiz krizi bir fırsata dönüştürmeliydik. Şili, Amerika, Fransa, Güney Afrika, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi dünyanın dört bir yanındaki ülkelerden taze sebze ve meyve ithal eden Çin’li ithalatçılarla, bizim o enfes lezzetlerimizi tanıştırmak için bundan daha iyi bir fırsat olamazdı.

Zaten fiyatlarımız, geçici de olsa normal piyasa koşullarından aşağıda olduğu için Çin Pazarı’na girmemiz son derece kolay olacaktı. Kalite ve lezzetimizi test eden Çinli alıcılar, Rusya pazarı açıldıktan sonra onlara uluslararası piyasalara uygun fiyatlar da teklif etsek, bunu anlayışla karşılayacaklardı.

Çünkü nihai tüketicinin bir kere tadacağı Türk ürünlerinin arkasını arayacağına yürekten inanıyordum, girdiğimiz tüm pazarlarda da böyle olmamış mıydı?..

Bu heyecanımı, profesyonellikle de birleştirdim ve projemin kağıt üzerinde kalmaması için Shanghai’ın önde gelen sebze-meyve ithalatçılarından dördünü arayıp randevu istedim. Firma sahibi ya da genel müdür düzeyinde gerçekleştirdiğim bu toplantılarda gördüğüm arzulu istek, benim heyecanımı doruğa çıkarmıştı.

Dört firma da, uluslararası ticaret yaptıkları için Türk ürünlerini tanıyor ve de en önemlisi çok beğeniyorlardı. Bugüne kadar Çin Pazarı’na girmemiş olmamızı da anlayamıyorlardı. Her toplantının sonucu da aynı talep ve dileklerle bitti, dört firma da, benden mal almaya hazır olduklarını samimi bir şekilde ifade ettiler.

Ancak ne yazık ki, bu projenin önüne inanılmaz bir engel hatta bir duvar çıktı, Türkiye ile Çin arasında taze sebze-meyve ticaretine izin verecek Gıda Güvenlik Anlaşması hala imzalanmadığı için ihracat yapamıyorduk. Bu moral bozucu şoku atlattıktan sonra “ne yapabiliriz?” diye baktığımda, maalesef fazla da bir seçeneğimizin olmadığını gördük.

Yine de iki ülke arasında düzenlenen KEK (Karma Ekonomik Kurul) toplantılarına gündem maddesi olarak eklenmesi ve Sayın Cumhurbaşkanımız’ın maalesef ertelenen Çin ziyaretinde bu konunun ele alınması için naçizane gayretler içinde oldum.

Şimdi gelelim asıl konumuza…

Geçtiğimiz yıl kilosu 6 YTL civarında olan zeytinyağımızın, bu yıl 3,5 YTL’ye gerilemesi tabii ki büyük bir talihsizliktir, Allah üreticilerimizin yardımcısı olsun, hepsine bereketli bir zeytin hasadı temenni ediyorum.

Ancak mademki böyle bir gerçekle karşı karşıyayız, o halde biz de bu gerçeğe uygun düşecek, yeni stratejiler geliştirmeliyiz. Daha önce girmekte zorlandığımız bazı pazarlara bu fiyat avantajımızı iyi kullanarak, hem de kendi markalarımızla girmek için, son derece önemli bir fırsat yakaladığımıza dikkatinizi çekmek istiyorum.

Ayrıca, markalı ürünlerimizi kabul ettirdiğimiz pazarlardaki etkinliğimizi, ülke imajımızı ve İtalyan, İspanyol ve Yunanlı rakiplerimizin karşısındaki pazar payımızı artırmak için de bu firsatı çok iyi değerlendirmeliyiz.

Bir de, neredeyse hiç olmadığımız ama bir an önce raflarını süslememiz gereken önemli pazarlar var. Örnek mi? İşte Çin Pazarı… 1,3 milyarlık bu, dünyanın en büyük pazarında hemen hemen hiç yokuz, acı ama gerçek bu…

Çin’de kişi başına düşen yıllık zeytinyağı tüketiminin 4 gr. olduğunu ilk kez dile getirdiğimde sektörümüzün ve medyanın ilgisini çekmiş bir ihracatçı olarak, bu fiyat avantajını en iyi kullanmamız gereken ülke pazarları listesinin ilk sıralarında Çin’e de yer vermeleri için tüm ihracatçılarımıza ısrarla tavsiye ediyorum.

Üçüncü yılımı yaşamakta olduğum bu güzel ülkeyi, gözümde daha da güzel gösteren özelliklerin başında, Çinli dostlarımızın biz Türklere ve Türkiye’den ithal edilen ürünlere gösterdikleri sıcak yaklaşım yer almaktadır.

İşte bu yaklaşım, zeytinyağı başta olmak üzere tüm ihraç ürünlerimizin önünü açacak olan önemli bir farklılık, her türlü sermayeden daha güçlü bir silah ve adeta müthiş bir enerji kaynağıdır.

Ne varki, hiç bir enerji kaynağı sonsuz değildir… Bu yüzden, elde ettiğimiz bu harika enerjiyi verimli kullanmak ve de sürdürülebilir kılmak için elimizden gelen maksimum gayreti göstermeye mecburuz.

Unutmayın, ne Çinliler sizi sonsuza kadar bekleyeceklerdir ne de zeytinyağı fiyatları bir daha bu kadar yerlerde sürünecektir, ki zaten dilerim üreticimiz bir daha asla bu kadar mağdur olmaz.

Yani… Demem o ki… Fırsat bu fırsattır… Gün bugündür… İhraç ettiğimiz her bir Dolar’lık ürüne karşılık 14, evet maalesef 14 Dolar’lık mal almakta olduğumuz Çin ile aramızdaki dış ticaret açığını, daha doğrusu bir ihracatçı gözüyle bakınca utancı, bir nebze olsun azaltmak için elimize tarihi bir fırsat geçmiştir.

Çin’e ihracatımızın artması, bizden çok daha uygun fiyatlarla alabilecekleri pek çok ürünü, çok daha pahalı fiyatlarla gelişmiş batı ekonomilerinden tedarik etmekte olan Çinli dostlarımızın da tasarruf etmesini sağlayacaktır.

Bu da her iki ülke ekonomisinin birden kazanmasını, yani kazan-kazan formülünün işlemesini sağlayacak, böylece Çin’le aramızdaki iyi ilişkilerin güçlenmesine katkıda bulunulmuş olacaktır. Söylemesi benden, takdiri ihracatçılarımızdan…

Şanghay’dan en içten dilek ve selamlarımı gönderiyorum.

Sevgiyle kalın.

Zafer KARADAG
Yönetim Kurulu Başkanı, Shanghai Karya International Trading Co. Ltd.
Yönetim Kurulu Başkanı, Balkan Karya International Trading Co. Ltd. (Arnavutluk)
Türk-Çin Ticaret Odası, Çin Eş Başkanı

Yazılarım kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Güncelleme…

GÜNCELLEME ve NOSTALJİK 2 MAKALEM…

Sevgili Harçlık Okurları,

1999 yılından beri yayınlamakta olduğum e-Derginiz “HARÇLIK”, sunucudan kaynaklanan teknik bir arıza nedeniyle bir aydır ulaşılamaz durumda idi.

Eski sayılardan ilk 90 “Haftalık” ve Harçlık” dergisi yeniden arşive yüklendi. 91. sayı ile Aralık 2011 tarihli 176. sayı arasındaki tüm HARÇLIK’lar ise hazır ancak ham halde beklemektedir. Yoğun çalışma tempomdan vakit bulup tashihlerini yapabilirsem, bu toplam 86 sayıyı da yükleyeceğim. Yukarıdaki “Harçlık”lar ve “Haftalık”lar butonlarını tıklayarak ilk 5 yılımızda nostaljik bir gezinti yapabilirsiniz,

Size biraz da Çin’deki ticari faaliyetlerimizle ilgili bilgi vermek istiyorum.

8 yıldır ailecek Şanghay’da yaşıyoruz ve %100 Türk sermayeli şirketimiz “Shanghai KARYA International Trading Co. Ltd.” aracılığıyla, bu devasa pazara yönelik ihracat ve ithalat çalışmaları yürüten firmalara destek veriyoruz.

Tüm ticari ve hukuksal konularda danışmanlık hizmetleri alabileceğiniz KARYA, ithalat yüklemeleriniz için de gözetim hizmeti sunmakta olup, sizin Çin’deki eliniz-ayağınız ve gözünüz-kulağınız olmaya hazırdır.

Ayrıca, Çin’e yapacağınız fuar amaçlı veya fabrika ziyaretleri ya da turistik gezileriniz için; Çin vizesi, uçak bileti, otel rezervasyonları, havaalanı karşılama ve transferler, Türkçe/Çince/İngilizce rehberlik desteği, uçak-tren-otobüs ya da araçla ülke içi seyahat organizasyonları, şoförlü-şoförsüz araç kiralama, restaurant seçimi, şehir-kültür-alışveriş turları, vs. dahil, tur paketleri sunuyoruz.

Sevgili Dostlarım, unutmayın ki Dünya hızla değişiyor, para kazanmak için bilinen ancak hızla kan kaybettiği de aşikar olan Batı pazarların yanı sıra, doğuya yani Asya-Pasifik bölgesine ve özellikle de Çin pazarına hakettikleri önemi ve özeni esirgememenizi, naçizane tavsiye ediyorum.

Lütfen unutmayın, “güneş yine doğudan doğuyor…”

Şanghay’dan selam ve sevgilerimle,

Zafer KARADAG
Chairman
Shanghai KARYA International Trading Co. Ltd.
Wanding Road, 100/1-903 Minhang – Shanghai 201100 CHINA
Tel : +86-21-5042 2420
Fax : +86-21-5437 9274
Gsm: +86-131-2753 7434 (China)
Gsm: +90-532-468 2727 (Turkiye)
www.karya.biz
www.harclik.net
zafer@karya.biz
zaferkaradag@gmail.com
Our homeland, Turkiye connects Asia to Europe.
* * *
Zafer KARADAG
Başkan Yardımcısı
Dünya Türk İş Konseyi Asya-Pasifik Bölge Komitesi
www.dtik.org.tr

* * * * * * * *

NOSTALJİK 2 MAKALE…

Size, 12 Temmuz 2004 tarihinde Çin’e gelip yerleşmeden önce, büyük bir özveri ile ihracat yapmaya çalıştığımız Yunanistan pazarı hakkında yazdığım son makalem ile Çin’de kaleme aldığım ilk makalemi peş peşe sunuyorum.

Aşırı Milliyetçi Yunanlıların yarattığı korku rüzgarı yüzünden, Türk ürünlerinin satılmasının adeta imkansız olduğu Yunanistan’a ihracatın önünü açan ilk ve örnek Türk şirketlerinden biri olmanın gururunu, Karadağ Ailesi olarak hayatımız boyunca taşıyacağız. 4 yıl boyunca akıttığımız ter, güzel Ülkemiz Türkiyemiz’e helal olsun.

Şimdi de, Türk ihracatçılar olarak Çin pazarında çok daha büyük bir başarı öyküsünü sahneye koymaya başladık ve biz, yani sayın Kürşad Tüzmen’in “Çin’deki Uç Beyimiz” dediği ben ve sevgili Ailem yani, eşim, iki oğlum, Çinli gelinim ve iki torunum, küçük birer rol ile de olsa, bu başarı öyküsünün kahramanları arasında olduğumuz için, onur duyuyoruz.

İnşallah, “Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. kuruluş yıl dönümü olan 2023 yılında 500 milyar USD ihracat Milli hedefi” gerçekleşecek ve Çin en büyük ihraç pazarlarımızdan biri olacak, buna yürekten inanıyorum.

Zafer KARADAĞ

* * *

21. YÜZYILDA DÜNYA EKONOMİSİNİN YENİ BAŞKENTİ; ÇİN

20.Ocak.2006 – Zafer KARADAĞ

Merhaba, uzun bir aradan sonra bu sütundaki ilk yazıma, sizi, yeni yaşam merkezim Çin’in Shanghai kentinden selamlayarak başlıyorum.

Acısı ve tatlısıyla, hüznü ve sevinciyle, kayıp ve kazançlarıyla, velhasılı, yaşamın tüm renkleriyle dolu bir yılı daha geride bıraktık ve tüm umutlarımızı tazeleyerek, 2006′ya hoşgeldin dedik.

Ülkemizin 2005 yılını 42 milyar Dolar’lık dış ticaret açığıyla kapatmasından doğan tedirginlik, maalesef, ihracatta elde ettiğimiz tarihi başarıyı gölgeleyecek boyutta bir yankıya neden olmuştur.

Oysa bu ciddi bir yanılgı ve haksızlıktır. Çünkü Türk ihracatçılarının içinde bulundukları tüm sıkıntılara rağmen, kar etmeyi adeta unutarak gerçekleştirdikleri 73,4 milyar Dolar’lık ihracat rekoru, önlerinin açılması durumunda neleri başarabileceklerinin de bariz bir göstergesidir.

Benim gözümde Türkiye, son üç yılda gerçekleştirdiği yüzde %100’ün üzerindeki ihracat artışı sayesinde, dış ticaret “açığı” ile değil “fazlası” ile anılmayı hak edecek seviyeye ulaşmış, örnek bir ihracatçı ülkedir.

Ne var ki, Türkiye sevdalısı bir ihracatçı olarak, gösterilen bu müthiş performanstan duyduğum mutluluğa sekte vuran bir başka gerçek var. O da, ithalattaki aşırı büyüme sonucu ortaya çıkan 41 milyar Dolar’lık bu açıktan ve daha da tehlikelisi bu talihsiz gidişatı önleyici tedbirlerin alınmamasından duyduğum tedirginlik…

İşte bu nedenle, bir yıl önce, hiç değilse Türkiye ile Çin arasındaki dış ticaret açığının azalması ve kapanması için kişisel çabalar sarfetmek amacıyla Çin’e yerleştim. Ticari faaliyetlerimin yanı sıra, konuşmacı olduğum panellerde, katıldığım sohbetlerde ve yazılarımda Türkiye’nin Çin Halk Cumhuriyeti’ne yapmakta olduğu ihracatı artırmaya yönelik naçizane katkılar üretmeye çabalıyorum.

Bir başka deyişle, Türkiye’nin ihracatını artırmak için, Sayın Bakanımız Kürşad Tüzmen’in geçtiğimiz Ağustos ayında şahsıma yakıştırdığı gibi, Ülkemin Çin’deki “UÇ BEYİ” olmaya devam ediyorum.

1999-2004 yılları arasındaki çabalarımla, Türkiye ile Yunanistan arasındaki iyi ilişkilerin gelişmesine ve ihracatımızın artmasına katkıda bulunduğuma dair duyduğum iltifatlar, beni çok onurlandırmıştı.

Bir Muğlalı olarak, burnumuzun dibindeki Yunan Adaları’nda yok denecek kadar az çeşit ve miktarda Türk malının satılıyor olmasından duyduğum rahatsızlık nedeniyle, daha çok ihracat yapmalarını teşvik için Türk ihracatçılarının dikkatini Yunanistan pazarına çekmeyi kendime vazife edinmiştim.

Baktım ki sadece konuşmak ve yazmak yetmiyor, ben de “taşın altına elimi sokmamın” daha etkili bir örnek olacağını düşünerek, doğrudan ihracata başlamıştım. O günlerde başlayan mutfak ve mobilya ihracatı, bugün hala devam etmektedir.

“Herkesin doğduğu topraklara olan borcunu ödemesi gerektiği” felsefesine inandığım için, hayatım boyunca, aşığı olduğum Muğlam’a ve Ülkeme faydalı olmaya çalıştım. İşte bu kafa yapımın yüklediği sorumluluk ve edindiğim Yunanistan tecrübelerimin ışığında bu kez rotamı Çin’e çevirdim.

Hem bu kez sadece elimi değil, kafamı da taşın altına sokmaya karar verdim ve Çin Pazarı’nın kalbi olarak nitelediğim Shanghai’da %100 Türk sermayeli kendi şirketimi kurdum ve ailemi de buraya getirdim. Küçük oğlum Fatih, bir Çin-Kanada Lisesi’nde okuyor, böylece hem Çin hem de Kanada diploması alacak. Onurlu askerlik görevini, Sayın Genelkurmay Başkanımız Hilmi Özkök Paşa’nın şoförü olarak ifa etmekte olan büyük oğlum Hakan da, tezkeresini alınca bize katılacak.

Maalesef, medyamızdaki Çin’le ilgili haberlerin çoğu “Çin tehditi” eksenli, yani bardağın BOŞ kısmını gösteren haberlerden oluşmaktadır. Oysa bardağın DOLU kısmını da görebilseler, Çin pazarının, geçen yıl gerçekleşen 600 milyar Dolarlık ithalat nedeniyle, tüm ülkelerin ve firmaların iştahını kabartmakta olduğunu da farkedeceklerdir.

İştah konusunda size küçük bir örnek vermek istiyorum. Ben şirketimi Shanghai’daki serbest bölgede kurdum, kısmet olursa iki hafta sonra da faaliyete geçeceğim. Neden bu bölgeyi seçtiğimi de söyleyeyim; çünkü FORBES’in “Dünyanın en büyük 500 şirketi” sıralamasına girenlerden 134’ü de burada şirket kurmuş. Çin’in tamamında kurulmuş Türk şirketlerin toplamı ise, iki elin parmaklarını (temsilcilik ofisleri hariç) bile geçmiyor.

Sadece Çin pazarı için değil, re-export yöntemiyle ulaşmayı planladığım Pasifik Ülkeleri için de tercih ettiğim bu serbest bölgede, faaliyet gösteren toplam şirket sayısı ise 8.000′den, çalışan sayısı ise 120.000′den fazla. Türkiye’de toplam 21 serbest bölgede, 40.000 çalışanın istihdam edildiğini düşünürseniz, mukayese etmeniz daha kolay olacaktır.

“Çin’in, herşeyin ucuza satıldığı, zor bir pazar olduğu” şeklinde son derece yanlış bir kanıya sahip olan Türk ihracatçılarının, Çin pazarına ilgisizliğini Ülkem adına büyük bir talihsizlik olarak nitelendiriyorum. Bu nedenle dikkatleri bu devasa pazara çekmek için naçizane çabalar içindeyim ancak kişisel çabanın yeterli olamayacağının da bilincindeyim.

Türkiye’nin Çin’e yapmakta olduğu ihracatın artırılması adına, sadece büyük şirketlerin değil, özellikle KOBİ’lerimizin de dikkatlerini, hızla büyümekte olan bu devasa pazara çekmek için medyamıza da görev düşmektedir, hem böylece yukarıda değindiğim hatayı da telafi edebilirler.

Türkiye ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki ticari, sosyal ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla faaliyet gösteren TÜRK-ÇİN TİCARET ODASI’nın, Çin’deki “EŞ BAŞKANI” olarak inancım odur ki, daha şimdiden dünyanın 6. büyük ekonomisi olmayı başaran 1,3 milyar Çinli dostumuzun, bize gösterdiği güleryüzlü ev sahipliği ve sundukları işbirlikleri sayesinde, bizler de, hem Türkiye hem de Çin için geçerli olacak olan WIN&WIN, KAZAN&KAZAN formülünü başarıyla uygulamaya devam edeceğiz.

Akılcı bir ihracat politikasıyla, Türkiye’nin “Fırsatlar Ülkesi Çin”e ve Pasifik Ülkeleri’ne yaptığı ihracatın kısa vadede 5 milyar Dolar’a, 2023 yılında da 25 milyar Dolar’a çıkartılabileceğine yürekten inanıyorum. Cumhuriyetimiz’in 100. yılına 500 milyar Dolar’lık ihracat hedefi koyan Ülkemin, bu devasa pazardan da hak ettiği payı almasını umut ediyorum.

Ancak umutlu olmak, gerçekleri değiştirme hakkı vermiyor. 2005 yılında Türkiye’nin Çin’den yaptığı ithalat 6,5 milyar Dolar düzeyine ulaştığı halde, ihracatımız ise maalesef sadece 541 milyon Dolar’da kalmıştır. İşte, 1′e 13 oranındaki bu, korkunç dış ticaret açığı beni iki nedenle kahretmektedir!..

İlki, bir Türk ihracatçısı olarak, 170 ülkeye yapmakta olduğu ihracatla, 2005’te dünyanın 22. büyük ihracatçısı olan Ülkemin, Çin’e bu kadar az ihracat yapmasını gurur kırıcı bir başarısızlık olarak kabul ediyorum, kimse kusura bakmasın, acı ama gerçek bu… İkinci nedenim ise, ailemle birlikte ekmeğini yediğimiz, suyunu içtiğimiz bu güzel ülkenin, geçen yıl gerçekleşen yaklaşık 600 milyar Dolar’lık ithalatı içinde Türkiye’nin bu kadar düşük bir pay almasından dolayı uğradığı ekonomik kayıplardır.

Evet, yanlış okumadınız… Nasıl ki, Türkiye diğer ülkelerden yaptığı pek çok ithalatı Çin’e kaydırarak ciddi tasarruflar sağladı ise, dünyanın en büyük ithalatçı ülkelerinden olan Çin de, başka ülkelerden yaptığı ithalatın bundan çok daha büyük bir dilimini Türkiye’ye kaydırarak döviz tasarrufu sağlayabilir. Yani az ihracat yaparak hem Türkiye’ye hem de Çin’e zarar veriyoruz!..

2004 yılında, Çin’in 28 eyaletinden biri olan Yunnan’ın başkenti Kunming’de katıldığım bir toplantıda Ticaret Odası Başkanı’nın şu serzenişini duyduğum zaman, önce tercümanımız Wang Bey’in hata yaptığını düşünerek, düzeltmesini istedim. Ama Başkan’ın kurmaylarından aldığı teyid, ortada bir hatanın olmadığı yönündeydi. Yunnan Eyaleti, kendilerinin Türkiye’den yaptıkları ithalatın, ihracatının üzerinde olduğundan şikayet ederek, bize sitem ediyorlardı!.. Bizdeki istatistikler sadece ülkelerimiz arasındaki değerleri esas aldığı için bu tabloyu Türkiye’den bakarak görmemiz mümkün değilmiş ama bu gerçeği değiştirmiyor; Türkiye’nin Yunnan’a yaptığı ihracat, ithalatımızdan daha fazla…

Bunun sıradışı bir durum olduğunu, önemli olanın ülkelerimiz arasındaki 1′e 13 oranındaki ayıplı dengesizlik olduğunu, ben de biliyorum. Ancak, Yunnan Eyaleti’nde yakaladığımız bu başarının diğer eyaletler için örnek alınması gerektiğini savunuyorum. Kısa vadede değilse bile orta vadede, aramızdaki dış ticaret açığının kapanabileceğine sadece benim inanmam yetmez, bu nedenle Yunnan Eyaleti’ni benim kadar sevmenizi ve “elde var, bir!” demenizi çok isterdim. :)

Özetle diyorum ki, Ülkemizdeki enflasyonun düşmesinde bile katkısı olduğu uzmanlarca kabul edilen Çin’e, ihracat yapmak veya ihracatını artırmak isteyen Türk firmalarına yardımcı olmak, danışmanlık yapmak ve yol gösterici olup, önlerine çıkacak çakıl taşlarını temizlemeye çalışmak benim boynumun borcudur.

Aynı şekilde, dünya pazarlarındaki paylarını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan ihracatçılarımız için de, Çin’de üretebileceğim katkılar olduğuna inanıyorum. Onların, hızla güçlenmekte olan Çin ekonomisindeki dinamikler sayesinde burada da üretim yaparak, daha rekabetçi bir yapıya kavuşmaları ve yeni pazarlara daha rahat girmeyi başarmaları için, yani özetle Türkiye’nin ihracatının artması için Çin’deki neferi olmaya devam edeceğim.

Öte yandan, 20 aydır Çin’de tanıştığım veya iş yaptığım tüm firma ve işadamlarının dikkatlerini Türkiye’ye çekmeye çalışıyorum. Avrupa Birliği, Doğu Avrupa, Balkan, Ortadoğu ve Kuzey Afrika Ülkeleri’ne ihracat yapmak isteyen Çinli firmalara, Türkiye’nin onlar için de mükemmel bir üretim, depolama ve ihracat üssü olabileceğini anlatıyorum.

Topladığımızda neredeyse Çin kadar kalabalık, ancak daha yüksek bir satın alma gücü olan bir nüfusu barındırdığı görülen bu ülkelerin coğrafi merkezinde bulunan Türkiye, sadece jeo-politik konumu değil, güçlü ekonomik yapısı, gelişmiş sanayi alt yapısı ve girişimci işadamlarıyla da, Çin için en ideal ortak profiline sahiptir. Özellikle Çinli KOBİ’lerle Türk KOBİ’lerinin kuracağı ortaklıklardan, kısa sürede ve çok sayıda ekonomi devlerinin doğacağına yürekten inanıyorum.

Türkiye ekonomisine büyük bir canlılık ve güç kazandırarak, istihdam, üretim ve ihracatımızı artıracağına inandığım bu öngörülerimin ışığında, Ülkemizde yatırım yapmak isteyecek Çinli firmalar bulmak ve onlara da doğru ortaklar temin etmek için sürdürdüğüm çalışmalarıma ara vermeden devam etmeye son derece kararlıyım.

Bu kararlığımı paylaşacak ve yukarıdaki ideallerim doğrultusunda benimle işbirliği yapacak Türk ihracatçıları için, adresi aşağıda yazılı ofisimin kapısı sonuna kadar açık olacaktır.

Bu faaliyetlerimin yanısıra, aşağıda yazılı sıfatlarımdan anlaşılacağı üzere, Çin’de üstlendiğim onurlu başkanlıklar ve sosyal sorumluluklarla, Türkiye’nin olumlu tanıtımına katkıda bulunmaya çalışıyorum.

Bu arada, altı yıldır yayınlamakta olduğum “HARÇLIK” adlı kişisel dergim www.HARCLIK.net Çin’deki yoğun tempom nedeniyle maalesef son bir yıldır aksamıştı ama inşallah bundan böyle aksamayacak.

Çalışmalarınızda başarılar, yaşamınızda mutluluklar diliyorum.

Sevgiyle kalın.

Zafer KARADAĞ
Yönetim Kurulu Başkanı, Shanghai Karya International Trading Co. Ltd.
Yönetim Kurulu Başkanı, Shanghai Türk Kültür ve Dayanışma Derneği
Kurucu Başkan, Çin’deki Fenerbahçeliler Derneği
Çin Eş Başkanı, Türk-Çin Ticaret Odası

1880, Longyang Road, The City Garden 18/101
Pudong – Shanghai 201204 CHINA
www.KARYA.biz
www.HARCLIK.net
Tel : 0086-21-5042 2420
GSM: 0086-131-2753 7434
________________________________________

ÖZGEÇMİŞ

1957 Muğla doğumlu Zafer Karadağ, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden ayrıldı. Türk-Yunan dış ticaretini geliştirmeye yönelik gösterdiği çabalar ile tanınan Karadağ, 29 yıldır ticaretle, 21 yıldır da ihracat ve ithalatla iştigal ediyor ve dış ticaret konusunda danışmanlık yapıyor. Gazetecilik geçmişi de bulunan Karadağ, hazırladığı “Harçlık” adlı kişisel dergisini aylık ve ücretsiz olarak, internet ortamında (www.harclik.net) yayınlıyor. Çin’de yaşayan Zafer Karadağ, “Türk-Çin Ticaret Odası”nın, “Shanghai Türk Kültür ve Dayanışma Derneği”nin ve “Çin’deki Fenerbahçeliler Derneği”nin başkanlıklarını yürütüyor. İngilizce bilen Karadağ, evli, iki çocuk babasıdır. (20.Ocak.2006, Şanghay)

* * *

“TAŞ DA YUMURTANIN ÜSTÜNE DÜŞSE, YUMURTA DA TAŞIN ÜSTÜNE DÜŞSE, OLAN YUMURTAYA OLUR!”

17.Mayıs.2004 – Zafer KARADAĞ

Marmaris Paneli’nde dediğim gibi, nasıl ki; “Taş da yumurtanın üstüne düşse, yumurta da taşın üstüne düşse, olan yumurtaya olur!”sa, Sayın Başkonsolosumuz’un dile getirdiği sorunlar ve taşımayı yapan Yeşil Marmaris firmasının ortaya koyduğu gerekçeler her ne kadar haklı olursa olsun, aşırı yüksek navlun fiyatı nedeniyle olan; Marmaris-Rodos hattını kullanarak zorlu Yunanistan pazarına girmeye çalışan biz ihracatçılara olmaktadır.

Marmaris Ticaret Odası’nın değerli katkılarıyla gerçekleştirilen ve Rodos Başkonsolosumuz Sayın Nilüfer Feyizoğlu, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkan Vekili Sayın Halim Mete, İzmir Ticaret Odası (İZTO) Başkanı Sayın Ekrem Demirtaş ve DTM İhracat Genel Müdür Yardımcısı Sayın Adnan Moldibi’nin panelist oldukları; “Türk Güney Ege Kıyıları ve Yunan Adaları Turizm ve Ticari İşbirliği” konulu panelde, komşumuzla aramızda hızla gelişmekte olan iyi ilişkiler irdelendi.

Aynı panelin geçen yılki konuşmacılarından biri olarak, aradan geçen bir yılın gelişmelerini iyi bilenlerden biri olduğumu düşünüyorum. “HARÇLIK” (www.harclik.net)’ta ve “TİM Portalı” (www.tim.org.tr )’nda yayınlanan makalelerimi okuyan okurlarım bilir ki, ben Yunan pazarının biz Türk ihracatçıları için son derece önemli ve hatta bakir bir pazar olduğunu savunuyorum.

4 yıldır, özellikle Muğla ile Ege’deki Yunan Adaları arasındaki ekonomik ilişkilerin gelişmesi için kişisel çaba harcayan Muğlalı bir ihracatçı olarak, panelde, Rodos Başkonsolosumuz Sayın Nilüfer Feyizoğlu ve diğer katılımcıların dile getirdiği, adalara ihracat yapmanın önündeki sorunların tespiti ve çözüm önerileri konusunda naçizane bir katkıda bulunmak istiyorum.

Yunanistan’a ihracat yapmak isteyen bir Türk işadamının önüne çıkan engelleri bir cümleyle şöyle özetleyebilirim:
- Türkiye ile ilk kez ticaret yapmanın tedirginliğiyle davranan Yunanlı tüccarlarla iletişim kurmanın zorluğuyla başlayıp,
- çok girişli ve uzun süreli vize almanın zorluğu, hatta neredeyse imkansızlığıyla devam eden,
- Yunanistan’daki Türk ve Türk mallarına karşı var olan bazı acımasız önyargıları aşmanın güçlükleriyle katmerlenen,
- Muğla için çok önemli olan taze sebze-meyve ihracatının önünde bir duvar misali yükselen “laboratuvar” sorunuyla taçlanan bu, uzun, ince ve dikenli yol,
- üstüne üstlük aşırı navlun fiyatlarıyla adeta bir çıkmaz sokağa dönüşmektedir.

İletişim, vize ve Türk mallarına karşı önyargılı yaklaşım sorunlarını zaten sıklıkla dinlediğinizi düşündüğüm için detaya girmeyi gereksiz buluyorum. Sadece vize sorunuyla ilgili bir şey söylemek isterim ki, benim uzun süreli ve çok girişli Schengen vizem olduğu için kişisel bir vize zorluğum olmasa da, görüştüğüm ihracatçıların neredeyse tamamı kısa süreli ve tek girişli turistik Yunan vizesi alabildiklerinden yakınıyorlar.

Size, önemli bir sorun olan; “laboratuvar” konusundan söz etmek istiyorum. Yunanistan’ın bir önceki Türkiye Büyükelçisi Sayın Ioannis Corantis’le yüz yüze yaptığım bir görüşmede, taze sebze-meyve ihracatımızın önündeki en büyük engel olarak, adalarda ithal izni verecek “kalite kontrol laboratuvarları”nın bulunmamasını gösterdiğimde, bana çok ilginç bir bilgi vermişti.

O zaman iktidarda olan Simitis Hükümeti’nin de adalardaki halkın, özellikle gıda ürünlerini Türkiye’den temin etmesini teşvik ettiğini ve bu konuda çok önemli bir proje üzerinde çalıştıklarını söyledi. Adalarda bu tür laboratuvarlar kurmak için Avrupa Birliği’nden finansal destek talep ettiklerini ve AB’nin de “Inter-Reg” programı çerçevesinde bu desteği vermeyi kabul ettiğini söyleyen Büyükelçi, mütekabiliyet “karşılıklılık” esasına uygun olarak ancak Türkiye ile birlikte kullanılabilecek olan bu kaynak sayesinde, Muğla gibi Ege’ye kıyısı olan diğer illerimizde de benzer kontrol laboratuvarlarının kurulabileceğini söyledi.

Bu haber beni iki kere heyecanlandırdı, çünkü bu sayede adalarda açılacak laboratuvarlarla sebze-meyve ihracatımız çok kısa bir sürede %1.000 (bin) oranında artacağı gibi, ilimizin sebze-meyve gibi lokomotif diğer ürünleri olan bal, zeytin, zeytinyağı ve narenciye ürünlerinin de ihracat öncesi kalite kontrolleri Muğla’da yapılarak, ihraç edildiği ülkelerdeki gümrük kontrollerinde ret ve refüze olmasının da önüne geçilebilecekti.

Ancak, Sayın Ioannis’in diğer söyledikleri hevesimi kursağımda bıraktı, çünkü Büyükelçi’ye göre Atina bu proje için üstüne düşenleri yerine getirdiği halde, Ankara aynı ilgiyi göstermiyor, gerekli bürokratik işlemleri bir türlü tamamlamıyordu. Oysa kaynak bütçeye bile konulmuş, paranın serbestisi yani kullanılabilir hale gelmesi sağlanmıştı.

Büyükelçi’ye göre, eğer adalara ihracatımızın artmasını istiyorsak, bu projenin önemini Ankara’daki bürokratlarımıza daha iyi anlatmamız gerekiyordu.

Bu, benim gibi fanatik bir Muğlalıya söylenir mi hiç? Hemen durumdan vazife çıkarttım ve Ankara’ya giderek, hemşehrim, sevgili dostum, Dış Ticaret Müsteşarlığı İhracat Genel Müdürü Sayın Ali Boğa’ya konuyu aktardım. Sağolsun, Ali Bey de çok duyarlı davrandı ve bir dilekçeyle yaptığım resmi başvuruyu DTM Avrupa Birliği Genel Müdürü Sayın Cemalettin Damlacı’ya bizzat ulaştırdı.

Bu arada, Muğla Tarım İl Müdürlüğü’nden yeni kurulacak bir kontrol laboratuvarı için proje hazırlamalarını talep ettim, onlar da 250.350 Euro tutarındaki ekipman ihtiyaç listesini hazırladılar. Bu listeyi de aynı makama ulaştırdım ve konuyla ilgili yazışmalarımdan Rodos Başkonsolosluğu’muzu ve Muğla Valiliği’ni de bilgilendirdim.

Yunanistan Avrupa Birliği’ne tam üye olduğu için kuracağı yeni bir laboratuvarın finansman ihtiyacının %100′ünü söz konusu kaynaktan sağlayacağı halde, Türkiye henüz aday ülke olduğundan projenin sadece %60’ını AB’den alabilecekti. Biz de, eksik kalan %40′lık (100.140 Euro) kısmı, Hükümetin tasarruf tedbirlerine takılma riskini göz önüne alarak, İhracatçı Birlikleri’nden temin ettik. Böylece, projenin Devletimize yük olmadan gerçekleşmesinin de önünü açtık.

Ancak, Sayın Damlacı ile yaptığım yazışmalar sonunda, söz konusu ülke Yunanistan olduğu için, konunun ekonomik boyutundan çok, siyasal boyutu önemli olduğu için Dışişleri Bakanlığı’nın devreye girdiğini öğrendim. Ali Bey’le birlikte ziyaret ettiğimizde yaptığımız son görüşmede Sayın Damlacı, bir sonraki hafta Yunanistan’dan gelecek bir heyetle Dışişleri Bakanlığı’nda yapılacak toplantının gündemine bu konuyu da ekleteceğini ifade etmişti ama maalesef aylardır bu projeyle ilgili bir gelişme haberi bile alamadık.

Geçen ay Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Sayın Oğuz Satıcı’yı ziyaretim sırasında, bu konuda yaptığım tüm görüşme ve yazışmaların birer fotokopisini kendisine sundum. Sağolsun Oğuz Bey de samimiyetle konuyla ilgilendi ve en kısa zamanda Dışişleri Bakanımız Sayın Abdullah Gül’le görüşerek, bu önemli sorunu çözeceğinin sözünü verdi. Geçen hafta telefonla görüştüğüm Sayın Satıcı, gelişmelerin olumlu seyrettiğini ve yakında Muğla’ya müjde vereceğini söyledi…

Dilerim en kısa zamanda bu çözüme ulaşırız ve hem ihracat seferberliğine katkımız artar, hem de İspanyol domatesi, İtalyan biberi, Mısır soğanı ve Hindistan patatesi ile idare eden Yunanlı komşularımızın taze ve kaliteli Türk ürünlerini, daha ucuza yemelerini mümkün kılarız.

Gelelim navlu fiyatıyla ilgili soruna… Panelde dediğim gibi nasıl ki; “Taşı yumurtaya vurduğunuzda da, yumurtayı taşa vurduğunuzda da, olan yumurtaya olur”sa, dile getirilen sorunlar ve taşımacı firmanın ortaya koyduğu gerekçeler ne kadar haklı olursa olsun, aşırı yüksek navlun fiyatı konusunda, olan biz ihracatçılara olmaktadır.

Taşımayı gerçekleştiren Yeşil Marmaris firmasının sahibi Sayın Doğan Togay’ın paneldeki açıklamasında belirttiği gibi, 1,00 Euro/kg olan navlun fiyatını önce 0,50 Euro/kg’a, sonra da 0,20 Euro/kg’a indirerek, %80 gibi çok ciddi bir indirime gittikleri halde, bu Yunanlı ithalatçılar tarafından asla yeterli görülmemektedir. Çünkü, 24 mil olan Marmaris-Rodos hattında 20 Cent/kg olan navlun bedeli, 300 mil olan İzmir-Pire hattında sadece 1 Cent/kg’a düşmektedir.

Örneğin benim, Haziran ayında, Yunanistan’ın Larissa kentine yapacağım bir ihracat için, İzmir’deki deniz taşımacılığı firmalarından aldığım teklifler, 24 ton kapasiteli, 20 feet’lik bir konteyner için 240 Dolar civarında yoğunlaşmıştır. Ancak ihracatın henüz emekleme aşamasında olduğu Marmaris Limanı’yla, uluslararası konteyner gemilerinin uğrak yeri olduğu için rekabetin yoğun olduğu İzmir Limanı’nı mukayese etmenin insafsız olacağını da kabul etmeliyiz.

Taşıdığı yükün artması durumunda maliyetinin düşeceğini, böylece navlun fiyatını daha aşağıya çekebileceğini söyleyen Yeşil Marmaris firmasından bu indirimi alabilmek için geriye tek bir yol kalıyor, o da; Marmaris’in hinterlandında bulunan il ve ilçelerdeki üretici ve ihracatçı firmaların Marmaris Limanı’nı daha çok tercih etmelerinin teşvik edilmesi.

Eğer, 30 ton kapasiteli gemisini sadece 600 kg. yükle değil de full kapasite ile Rodos’a gönderebilirse, deniz taşıtlarının akaryakıt fiyatlarındaki ÖTV’nin sıfırlandığı bu günlerde, Yeşil Marmaris yöneticilerinin de çok daha makul navlun fiyatlarıyla, Türkiye’nin ihracat seferberliğine katkı sağlayacağına inanıyorum.

Her türlü zorluğa rağmen, kısa sayılabilecek bir sürede, 200 küsur milyon Dolarlardan, 1,3 milyar Dolara (ki, bunun 942 milyon Doları ihracatımız, 366 milyon Doları ise ithalatımızdır) ulaşan Türkiye-Yunanistan dış ticaret hacminin, en geç 2007 yılında 5 milyar Dolara ulaşabileceğine inanan bir işadamı olarak, hepimizin üstümüze düşen görevler olduğuna inanıyorum. Ve bunları yerine getirmek için, yine hepimizin gerekli çabaları sarfedeceğimizden de hiç kuşku duymuyorum.

Not: Müjde!.. Marmaris Gümrüğü’nde her hafta yaşanan karmaşa sona erdi… Rodos’a sefer yapan feribotun her Cuma saat 09:00’da hareket etmesi ve yükünü en geç saat 13:00’de Rodos’ta boşaltması gerekiyor. Bu nedenle ihracatçılar geceden sıraya girip Marmaris Limanı’nda sabahlıyor ve saat 09:00’a kadar beyannamelerini açmaya çabalıyorlardı. Bu da, hem gümrük müdürlüğü yetkililerini, hem gümrük muhafaza müdürlüğü görevlilerini, hem ihracatçıları, hem de feribot işletmecisini büyük bir strese sokuyordu. Bardağı taşıran son damla, Yunan Adalarından birindeki müşterimize mal gönderdiğimiz geçen gün meydana geldi. Gümrük işlemlerinin son derece yavaş yürütülmesi nedeniyle saat 11:00’e geldiği halde henüz işlemler tamamlanmamış, dolayısıyla feribot da hareket edememişti ki, Rodos Gümrüğü’nden bir uyarı telefonu geldi. “Feribotunuzu bu saatten sonra göndermeyin, gönderirseniz bile bugün gümrük işlemlerinizi yapmayacağımızı ve feribotun ancak yarın boşaltılacağını bilin!” diyen komşu gümrükçülerin uyarısı, Marmaris Gümrüğü’nde bir bomba gibi yankı buldu. Taşınacak mallar belki bir gün daha bekleyebilirdi ancak yolcuların gitmesi şarttı! İşte bu noktada fedakarane ve profesyonelce bir olaya şahit olduk. Yeşil Marmaris Denizcilik İşletmesi, iki saattir bekleyen yaklaşık 50 turistin, Türkiye hakkında olumsuz bir izlenim edinmemesi için, 5 milyar TL ekstra masrafı göze alarak 600 kişilik lüks katamaranını, 50 kişi için devreye soktu ve yolcularını Rodos’a gönderdi… Bu örnek davranışları için Selçuk Bey ve Ekibi’ni can-ı gönülden kutluyorum… Her hafta yaşanan bu kargaşaya artık bir son verilmesi ve ihracat için gerekli işlemlerin hareketten önceki gün yapılmasının sağlanması gerekiyordu. Yine durumdan vazife çıkartıp konuyu Muğla Valisi Sayın Hüseyin Aksoy’u ziyaretimde dile getirdim. Sağolsun, duyarlı Valimiz de, derhal İzmir’i arayarak Gümrükler Bölge Müdürü’yle görüştü ve üç yıllık sorunu kökten çözdü, stresi bitirdi. Şimdi Gümrük Müdürlüğü girişinde şu ilan var; “Rodos’a ihracat yapacak ihracatçılarımızın işlemlerini bir gün önceden tamamlamaları gerektiği önemle duyurulur!”

Ne büyük mutluluk ya Rab’bim!.. (Zafer KARADAĞ, Muğla, 17.Mayıs.2004)

* * *

Bu panele ilişkin bir gazete haberi…

TÜRK – YUNAN DOSTLUĞU MARMARİS’TEKİ İŞBİRLİĞİ PANELİYLE PEKİŞTİRİLDİ

Muğla ve Rodos Ticaret Odası temsilcileri Marmaris’te düzenlenen 2. Kıyı Ege Turizm ve Ticaret İşbirliği panelinde biraraya gelerek ticari bağlantılarını geliştirip yeni anlaşmalar yaptılar. TUREX 2003 bünyesinde yapılan 2. Kıyı Ege Turizm ve Ticaret İşbirliği panelinde iki ülke işadamlarınının önündeki sorunların çözülmesi için gerekli tüm işlemleri yapacaklarını söyleyen Muğla ve Rodos Ticaret Odası yetkilileri iki ülke insanının dostluğunun bürokratik sorunların önüne geçeceğini belirttiler.

2. Kıyı Ege Turizm ve Ticaret İşbirliği paneline Türkiye’nin Rodos Başkonsolosu Nilüfer Feyzioğlu başkanlık ederken, Rodos ve Oniki Adalar Ticaret Odası Başkan Yardımcısı George Hacımarkos, Muğla Ticaret Odası üyesi Zafer Karadağ, Rodos Ticaret Odası üyelerinden oluşan 7 kişilik grup bir araya gelerek işbirliği konusunda fikir alışverişinde bulundu. Başkonsolos Nilüfer Feyzioğlu Rodos’taki potansiyelin değerlendirmesinin ancak Yunan Hükümeti’nin destek vermesi halinde gerçekleşeceğinin altını çizerek, “En önemli sorun Yunanistan tarafından uygulanan vize. Bir işadamı her ziyareti için vize almak durumunda kalıyor. Halbuki Ticaret Odalarına kayıtlı işadamlarına tanınacak istisna ile bu kişilerin vize almaları kolaylaştırılabilir. Bu sorunun çözülmesiyle ticari ilişkilerdeki sıkıntılar biraz olsun aşılmış olacaktır. Ayrıca İzmir-Pire-Rodos üzerinden yapılan ulaşım Marmaris’ten yapılan ulaşıma göre oldukça pahalı. Halbuki Rodos-Marmaris arası 22 mil gibi çok kısa bir mesafe. En önemli sorun sebze ve meyve ithalatına Rodos’ta izin verilmemesi. Rodos ve Oniki Adalar Ticaret Odası sorunların giderilmesi için bize destek verirse bu sorunların daha çabuk aşılacağı inancındayım. Bu toplantıların iyi niyet toplantısı olarak kalmaması için iki ülke kurumlarının sorunlarının giderilmesi gerekiyor. Rodos’un dışardan mal ithal etmeye ihtiyacı olduğu gibi Türkiye’nin de mal ihraç etmeye ihtiyacı var. Bu fırsatı iyi değerlendirmek gerekiyor” dedi.

Rodos ve Oniki Adalar Ticaret Odası Başkan Yardımcısı George Hacımarkos ise Feyzioğlu’nun sıraladığı sorunların doğru olduğunu ve Ticaret Odası olarak gerekli desteğin verileceğini belirterek; “Geçen yıl başlayan ikili ilişkiler her geçen gün artıyor. Bu ilişkilerin çok daha gelişmesi için her iki ülke ticaret odaları olarak daha fazla çaba sarf etmeli ve sorunların üzerine gitmeliyiz” dedi. . (Çağdaş Marmaris, Sayı: 1939)

Yazılarım kategorisine gönderildi | Yorum bırakın